sanırım toplu bir bunalım halindeyiz. en azından benim ve yakın çevremdeki arkadaşlarımın ruh hali bu yönde. sadece bu toplumda değil; dünyanın pek çok yerinde insanlar travmatize olmuş, ırkçılık yükselmiş, herkes birbirinden nefret eder hale gelmiş durumda. dünyanın birçok yeri güvenli değil, bunun farkındayım ama ülkemizin çok daha ileri boyutlarda tehlikeli, güvensiz ve çıldırmış olduğunu düşünüyorum. yakınmak ve şikayet etmek çözüm değil, farkındayım ama bir şekilde içimdekileri dökme ihtiyacı duyuyorum. son zamanlarda çokça hissettiğim bir ruh hali var: bezginlik. şu hayatta yaşanılacak güzel anlar, görülecek güzel yerler, sevilecek nice insanlar var ama ben bunlardan ziyade bezginlik, yorgunluk ve bıkkınlık hissediyorum. bana bir ilaç verseler, uyusam ve aylar -belki yıllar- sonra uyansam diyorum. bir süredir uyku düzenim sekteye uğramış durumda. geceleri iki-üç kez uyanıp, kendimi salonda dergi karıştırır, bir iki sayfa bir şeyler okur halde buluyorum. bütün gün battaniyenin altına gireceğim anın hayalini kuruyor, eve adım atar atmaz hemen ertesi sabah oluyormuş gibi hissediyorum. bir süre dış hayata karışmak istemiyorum. insanlık kavramını sevmeme rağmen artık insanlara duyduğum sevgiyi hissedemiyorum. halbuki içimde gürül gürül akan bir kaynak var. halbuki birinin boynuna sevgiyle atılmam zor bir hareket değil. fakat şimdi değil, şimdi sevgimi yönlendirecek bir mecra bulamıyorum ve sevginin içimde patlayan yıkıcı etkisini hissediyorum.
yapmam gereken şey öncelikle akıl ve beden sağlığımı korumak. bunun için gerçekten çaba harcıyorum. bu ülkede kafayı yememek için kendimi iyi hissedebileceğim şeyler yapmanın yolunu arıyorum. halen müzik dinliyorum, yeni şeyler keşfetme heyecanının peşinden sürükleniyorum. bir şeyler okuyup, zihnimi umutsuzluğun yarattığı boş vermişlik haline teslim etmemeye çalışıyorum. yarın sokakta yürürken ölme ihtimalimin oldukça yüksek olduğu bir ülkede, bir sonraki gün yapacağım şeyleri düşünmeye devam ediyorum. her gece ertesi gün bu ülkenin bir şehir merkezinde sevdiklerimin başına bir şey gelmemesini dileyerek yatağa giriyorum. eğer şu anda bulunduğum ruh halim daimi bir hal olsaydı hayatta hiçbir şey için kolumu kıpırdatmaz, nasıl olsa öleceğim diye umursamazdım. şu anda sabah kalkmam zorunluluktan, devam etmem zorunluluktan. etkilenmemek için gazete okumayayım, haber izlemeyeyim diyorum ama kaçmak mümkün değil. kendimi soyutlamam çözüm değil. herhangi bir insanın hikayesini öğrendikten sonra üzülmemek mümkün değil. nereye baksam depresif işaretler görüyorum. bir yokuştan aşağı hızla yuvarlanıyormuşuz gibi, topluca. ne zaman böyle desem amcamın enseyi karartmamak lazım lafını duyuyorum. o benden daha umutlu. yaşı büyük insanlar bizden daha umutlu. tutunacak bir dal bulmanın gerekliliğinden bahsediyorlar. iş yerinde benden oldukça büyük mühendis abiler var. her gün ülkenin gidişatı hakkında iki çift laf ediyoruz. umut edecek bir şey bulmaya çalışıyorlar. devam etmek gerektiğini söylüyorlar. peki ben neden böyle olamıyorum? benim onlar kadar enerjim yok. kendimi zorluyorum, hareket ediyorum ki akıl sağlığımı kaybetmeyeyim. spor yapmamın tek nedeni bu. geçtğimiz hafta her akşam eve gelir gelmez battaniyenin altına girdim. bu bir kısır döngü halini aldı ve bir haftayı böyle spor yapmadan geçirdim. bugün kedi-köpek göreyim diye sahile indim. kendimi iyi hissetmediğimde onları izlemek bana iyi geliyor. yürürken ensemden yayılan sıcaklığı hissettim. sırtım su gibi oldu, terledim. hızlı yürüdüğüm için değil, kendimi iyi hissetmediğim için terledim.
bundan birkaç ay önce gündüz vassaf yeni kitabı ne yapabilirim? geleceğe kartpostallar'ı çıkardığında bir röportaj vermişti. röportajın ana fikri, insan yaşadığı müddetçe umut edecek bir şey bulmalı temalıydı. okuduğumda içim ferahlamıştı. şimdi bir kere daha okudum, aklım gündüz vassaf'ın doğru söylediğini biliyor ama kalbim bu sefer ferahlamıyor. bugün kalbime söz geçiremiyorum. göğsümün altında günlerdir huzursuzlukla çarpıyor. elimi oyalamak için bir şeyler çiziyorum. çok uzun zaman oldu, elime boya kalemi almıyorum. ne çizsem siyah-beyaz-gri çıkıyor. birbirini takip eden çizgiler; paralel çizgiler, yatay çizgiler, topografik desenler. kafamın içi de böyle. aralıksız müzik dinlemek istiyorum. duvarlara iç içe geçen daireler çizeyim, sonra gözüm yorulunca battaniyenin altına gireyim. bir pazar akşamı rahatlamak için tek yapabildiğim yatağa temiz çarşaf serip, kendime süt ısıtmak oluyor.














