bu hafta bir gruba takılıp kaldım, gözyaşı çetesi. varlığından birkaç ay öncesine kadar haberdar olmadığım bu grubun müziğini, bu hafta erişilebilir tüm mecralardan ilk kez (spotify ve youtube) dikkatle dinledim. güncel yerli müzik piyasasına hakim olmamam sebebiyle yanlış bir yorum yapmak istemem ancak duyduğum heyecanı gizleyemeyeceğim: ben bu gruba bayıldım. bir dinleyici olarak, yerli müzik camiası için en son buna benzer bir heyecanı on sene evvel duymuş olabilirim. detayına biraz sonra geleceğim. önce kısaca grubu tanıyalım. bunun için ben de ufak bir google araştırması yaptım. bilgileri paylaşmadan önce belirtmek isterim ki tanıdık isimleri görmek beni memnun etti. pınar balcı, umut arabacı, sinan tınar, anıl dağ, faruk kavi ve barış çakmakçı'dan oluşan ekip üyeleri, önceki işlerinden kulak aşinalığımızın olduğu isimler. bilmediklerimi ben de bu ufak araştırma sırasında öğrendim. geçmişte pek çok müzisyene/gruba eşlik etmişler. şimdi ise bir araya gelerek ortaya farklı tarzlardan beslenen bir müzik çıkartmışlar. müziği tanımlamak elbette doğru olmaz ama psychedelic mi desem, progressive mi desem, aynı zamanda kulağa tanıdık gelen melodiler de var desem, belki bir fikir verebilir.
liseye giderken replikas dinlediğim dönemler aklıma geldi. ya da kurban grubunun insanlar albümünün çıktığı dönem mesela. bu iki grubu dinlerken hissettiğim bir şey vardı. on beş yaş, nasıl desem, yoğun bir şekilde the smiths, pj harvey, radiohead, slowdive, blur falan dinliyorum. pink floyd'a hakim olduğumu düşünüyor ama çok sert sularda yüzemiyorum. metal müzik hiçbir zaman ilgimi çekmemişti mesela. led zeppelin dinliyor ama ötesini sert buluyordum. sonra bir yerden, birden bire insanlar albümü çıkıyor. o albüme vurulduğumu hatırlıyorum. ardından kulağıma replikas çalınıyor. geceler boyu geç saatlere kadar kulaklıkla replikas cd'lerini mavi sony discman'imde döndürdüm. bir daha da hiçbir yerli grubu/albümü öyle sevemedim sanırım (bunların arasına bir de dünya yalan söylüyor'u koymalıyım). işte bu hafta gözyaşı çetesi'nin karar albümünü de benzer bir heyecanla ve ilgiyle dinledim. replikas'ı dinler gibi, insanlar albümünü büyük bir açlıkla sömürür gibi. barış çakmakçı'yı hem liseden hem de odtü'den bilirim. kurdukları milankundura grubunun akademik hayaller uğruna türk müzik tarihi karanlıklarına gömülmesi bence çok ama çok büyük bir kayıptır. her biri parlak müzisyen olan o çocukların artık müzik yapmıyor oluşları -yemin ederim- ara ara aklıma gelir ve hiçbiri arkadaşım olmamasına rağmen onlar adına üzülürüm (hani bir yerde herkes doktor oluyor; ama milletin yaptığı doktoranın bana ne faydası var, değil mi? oysa ki müzik... işte o başka). başta barış'ı, sonra diğer isimleri bu ekip içinde muazzam bir yaratıcılık ve deneysellik içinde görmekten ötürü bir dinleyici olarak memnuniyet duyuyorum.
bitirirken naçizane şu notu düşmek isterim: bu müzikten keyif almanın en yoğun şekli de kesinlikle bir konserde dinlemek olacaktır. albümdeki kişisel favorim olan karar parçasının performans kaydını aşağıya ekliyorum.
liseye giderken replikas dinlediğim dönemler aklıma geldi. ya da kurban grubunun insanlar albümünün çıktığı dönem mesela. bu iki grubu dinlerken hissettiğim bir şey vardı. on beş yaş, nasıl desem, yoğun bir şekilde the smiths, pj harvey, radiohead, slowdive, blur falan dinliyorum. pink floyd'a hakim olduğumu düşünüyor ama çok sert sularda yüzemiyorum. metal müzik hiçbir zaman ilgimi çekmemişti mesela. led zeppelin dinliyor ama ötesini sert buluyordum. sonra bir yerden, birden bire insanlar albümü çıkıyor. o albüme vurulduğumu hatırlıyorum. ardından kulağıma replikas çalınıyor. geceler boyu geç saatlere kadar kulaklıkla replikas cd'lerini mavi sony discman'imde döndürdüm. bir daha da hiçbir yerli grubu/albümü öyle sevemedim sanırım (bunların arasına bir de dünya yalan söylüyor'u koymalıyım). işte bu hafta gözyaşı çetesi'nin karar albümünü de benzer bir heyecanla ve ilgiyle dinledim. replikas'ı dinler gibi, insanlar albümünü büyük bir açlıkla sömürür gibi. barış çakmakçı'yı hem liseden hem de odtü'den bilirim. kurdukları milankundura grubunun akademik hayaller uğruna türk müzik tarihi karanlıklarına gömülmesi bence çok ama çok büyük bir kayıptır. her biri parlak müzisyen olan o çocukların artık müzik yapmıyor oluşları -yemin ederim- ara ara aklıma gelir ve hiçbiri arkadaşım olmamasına rağmen onlar adına üzülürüm (hani bir yerde herkes doktor oluyor; ama milletin yaptığı doktoranın bana ne faydası var, değil mi? oysa ki müzik... işte o başka). başta barış'ı, sonra diğer isimleri bu ekip içinde muazzam bir yaratıcılık ve deneysellik içinde görmekten ötürü bir dinleyici olarak memnuniyet duyuyorum.
bitirirken naçizane şu notu düşmek isterim: bu müzikten keyif almanın en yoğun şekli de kesinlikle bir konserde dinlemek olacaktır. albümdeki kişisel favorim olan karar parçasının performans kaydını aşağıya ekliyorum.
