birkaç gün önce tuhaf bir şey oldu, bir sabah uyandım ve aklımda replikas vardı. son aylarda geçmişte severek dinlediğim albümleri tekrardan gözden geçiriyordum; ancak replikas aklımın ucundan bile geçmemişti. yakın zamanlarda bir yerlerde kendilerine rast gelmemiştim. hatta uzun süredir dinlememiştim bile, kaç sene olduğunu hatırlamıyorum. ama işte o sabah içime düşüvermişti. uykumdan uyandığımda aklımda replikas vardı. onları 2005 yılında çıkardıkları avaz albümleriyle tanımıştım. o vakit lise iki olmalıyım. deli gibi müzik dinlediğim, müziğe dair ne varsa okuduğum bir dönemdeyim. replikas'ı az çok duymuşum ama hiç dinlememişim. avaz'dan çıkan ilk şarkı gece kadar rahatsız etmiyor bir yerlerden kulağıma çalınmış. o zamanı hatırlıyorum. aradan geçen yıllarda kendimi replikas dinleyicisi olarak isimlendirebildiğimde görüyorum ki gece kadar rahatsız etmiyor replikas müziğinin içine girebilmek için en uygun şarkıymış. insanı hemen yakalayan, popüleriteye bir nebze daha yakın ve batılı. batılı diyorum; çünkü o zamanlar sadece öyle şeyler dinliyorum. replikas o vakitler dinlediğim yabancı gruplara benzerliğiyle beni içine çekiyor. dinledikçe görüyorum ki bu şarkılarına yaptığım batılı tanımı onları tanımlamada oldukça eksik. türk müziği nedir, kimler bunun kaynağıdır, kimleri dinlemek gerekir gibi sorular beni doğu-batı karşılaştırmasına kadar götürüyor. benim kafamda böyle soruları doğuran, bu soruların peşinden değişik mecralara dalmama vesile olanların başında replikas geliyor. belki yıllar önce bir genç bunu tanpınar'ın romanlarıyla yapardı. batıyı örnek almak ve cumhuriyet sonrası modern orta sınıf yaşamını tecrübe ederken yaşadığı ikilemi onun romanlarında okurdu. bense bunu tanpınar romanları kadar replikas'ın müziğinden de okudum ve dinledim. bir yandan batı kültürüne öykünen ama tam da onlardan olamayan ama zaten bu topraklarda var olan köklü bir sözlü geleneğin torunu olan insanlar olarak bu adamların müziğinde çok şey buldum.
benim gibi büyük şehirde doğmuş, büyümüş ve büyük şehrin kaosundan beslenen insanların müziğini dinlemek, on altı yaşımdayken ufuk açıcı bir deneyimdi. avaz albümüne hayranlığım hiçbir zaman geçmedi. biraz olsun azalmadı. rock tarihinin büyük gruplarıyla tanışıp, onları dinlerken hissettiğim coşkuyu replikas için de hissettim. bir yanda sonic youth'un goo albümü masamdaydı (elbetteki çekme), bir yanda avaz. ben bu müzikleri benzer zamanlarda tanıdım. bir tanesi büyük, devasa bir gruptu ama replikas daha mı az önemliydi? benim için değildi. avaz'ın prodüktörünün sonic youth ile de çalışmış bir isim olması mı beni etkilemişti diye düşündüğüm olmuştur. ama aradan geçen on bir yılda geriye dönüp baktığımda öyle olmadığını görüyorum. isimlere, etiketlere takılmadan çok sevmiştim ben bu albümü. replikas maceramı başlatmış, aradan geçen her bir albümle de sevgim derinleşerek artmıştı. zerre albümlerini de pek severim, köledoyuran'ı da. hatta kutluğ ataman'ın iki genç kız filmi için yaptıkları müzikleri de. her bir albümlerinde özer yalçınkaya'nın hazırladığı sade, gösterişsiz ama güzel kapaklarını da. onlarla ilgili kafamda "bir aradalık/birliktelik/arkadaşlık" algısı oluşmuştu. öyle olduğunu da aşağıda trt tarafından çekilen sessiz olmaz belgeselinde gördüm. on beş yaşından beri bir arada müzik yaptıklarını ve müziklerinin bakırköy-yeniköy hattında şekillendiğini anlattıklarında bu dostluk hissinin müziklerine yansıdığını düşündüm.
batılı olmak ne demektir? bizim bu topraklardan içimize işlemiş doğululuk nasıl bir şeydir? modern zamanlarda bunu bir tek gözlerini süzerek edebiyat parçalayanlar mı bilir? ben bunun farklı bir şekilde peşine düşen bu adamların peşine takıldım. erkin koray'ı bilmezken erkin koray'la tanış olmuşum, haberim olmamış. aşıkları bilmezken aşıkların müziğini dinlemişim. bu adamlar müzik namına benim ufkumu genişletenlerden oldu. on altı yaşımdan beri kendilerini sevmeye devam ediyorum. çok özledim.
