11 Ağustos 2016 Perşembe

no cars go

biraz turist rehberi gibi oldum. eşin dostun gelen misafirlerine bilmediğim istanbul'u gezdirirken ben de kendimi geliştiriyorum. kendim için zahmet edip buradan bir yere gitmem, üşengeçliğim üzerimde. ancak insanlar ta nerelerden gelmişler, ayıp olmasın diye araştırıp bir şeyler okuyorum. son dört hafta sonum buraya gelen arkadaşlarımla ya da onların arkadaşlarıyla şehrin sokaklarını arşınlamakla geçti. herkes uzaklara gitmeden bir istanbul'a uğruyor. otobüs terminalinde gidenlere el sallayan yazıhane memuru gibi oldum. her gidişin bir hüznü oluyor, istesem de istemesem de oluyor. işte yine böyle bir günde vapurda etraftaki çirkin binaları seyrederken beynimi dağıtma isteği duydum. kendimi bildim bileli periyodik olarak arzuladığım bir şey var; kafamı müzik eşliğinde duvarlara çarpmak. tıp bilimi buna bir isim veriyor mu acaba? neyse, kafamı vurabileceğim konserleri kaçırmıyorum. şimdilik ancak bu yolla kendimi tatmin ediyorum. daha doğrusu benim ölçütlerim içinde kafa sallayabileceğim müzikler belli, böyle konserlerin hayalini kuruyorum. elimdeki imkanlar kısıtlı olunca kafamı duvara vurmak yerine arcade fire açıyorum: no cars go. iki sene önce pitchfork gibi ana akım mecralardan birinde arcade fire'ın ilk abümü için "vay arkadaş, funeral'ın 10.yılı olmuş!" temalı bir yazı çıkmıştı. başlığı görünce ben de sahi o kadar oldu mu, demiştim. olmuş. hatta the suburbs çıkalı bile altı yıl olmuş. oysa dün gibi. 

sevdiğim insanlarla ortak bir şeyler üretmeyeli çok oldu. en son ürünümüz olarak bir bitirme projesini görüyorum. hayatımın en güzel ekibiyle okul bitirdim, bir okul daha olsa onu da bitirirdim. birlikte olma halinin verdiği üretkenliği başka şeyde bulamıyorum. kendi potansiyelimi sonuna kadar kullanıp, daha iyi bir ben olmamı sağlayan dostlarımla iş yapmayı özlüyorum. yaptığım işe kendimden bir parça koymanın kıymetini biliyorum ve bunu para babaları için yapmayacak kadar duyguluyum. insanın yaptığı işi en iyi şekilde yapmaya çalışması etik açıdan önemli. bu aynı zamanda kendinden bir şey koymak demek oluyor mu? etik olarak yaptığım işi en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum ama gönlümden bir parça koyuyor muyum, bilmiyorum.

arcade fire benim için,  kendilerinin olabilecek en iyi halini bir aradayken ortaya koyan insanlar demek. birinin içindeki en iyiyi ortaya çıkarmak, üstelik bunu on kişiyle birlikte yapabilmek demek. ikili ilişkilerde bile tarafların egosu birbirini ezerken, on kişinin egosunu bir kenara bırakıp, inanılmaz güzellikte şeyler üretmesi demek. bu ilham verici insanların birlikteliğini izlerken hayata olan inancım tazeleniyor. içimden kocaman bir alev topu çıkıyor, kendimi enerjik hissediyorum. dünyanın magma tabakasına iniyorum. aklıma hep zihni sinir fikirleri geliyor. arkadaşlarım bana olmayacağını söyleyene dek inanılmaz düşüncelerle doluyorum. no cars go şarkısı eşliğinde ufolar çiziyor, galaksiler arası seyahat fikirleriyle kalem ve kağıda sarılıyorum. hiçbir toplu taşıma aracının gitmediği yer nere olabilir ki diyorum.

Hiç yorum yok: