12 Ağustos 2016 Cuma

kulağımızın pası silinsin

amerikan şehirlerini müzik vesilesiyle tanıdım. gidip görmüşlüğüm yok ancak birçok amerikan şehri için aşağı yukarı kafamda oluşmuş bir algı var (işte bunlar hep kapitalist amerikan oyunları). kimisi bu şehirleri nba'den ötürü bilir, ben de müzikten ötürü biliyorum. bildiğim zamanlardan beri de sempati duyduğum bir şehir var, o da seattle. başlangıç noktası da tabii ki grunge. yıllar geçti, benim müzik zevkim grunge'dan başka yönlere evrildi ancak seattle sempatim her zaman var oldu. geçen hafta arkadaşım p. beni  hibou isimli tek kişilik bir projeden haberdar etti. bir baktım seattle'danmış. "eee-boo" olarak telaffuz ediliyormuş. yirmi yaşındaki peter michel, hibou adını taşıyan ilk albümünü anne babasının evinde kaydetmiş. etheral dedikleri bir tür var ya, işte öyle. biraz dream pop, biraz shoegaze, bolca lo-fi tadı var. lo-fi sevgim sağolsun, yatak odasında kaydedilen müziklerin gönlümde yeri ayrı. bu tarz müziklerin de kısa özeti: polaroid fotoğraflar, uzun yaz öğleden sonraları, bitmeyen yaz tatilleri. hipsterliğin gözü kör olsun. bunlardan kulağım yorulduğu gün kendimi içim geçmiş sayacağım. şimdilik yirmi beş yaş altı gençlerin hülyalı parçalarını dinlemeye devam ediyorum. zaten bir de seattle'danmış kerata. wild nothing, washed out, youth lagoon sevenlere gelsin.  


bu yirmi yaşındaki kızcağızı videoları henüz sadece birkaç yüz görüntülenme sayısındayken izlediğimi bilirim. julien baker'dan daha önce de bahsetmiştim. tennessee'den. 2016 yazı itibariyle ilk kez avrupa'ya ayak basmış ve festivallerde çıkmaya başlamış. bir gün bunu diyeceğimi hiç düşünmezdim ama ben bu kıza primavera'da kalabalıklar içinde kendi başına takılırken rastladım ve "i like your music" dedim. utangaç bir şekilde teşekkür etti. kendisini sırtında kırmızı sırt çantasıyla festival boyunca bir-iki kere daha gördüm. ben böyle şeylere alışık değilim, gel bir bira içelim deme cesaretim olsaydı içebilirdik gibime geliyor. yani o derece. aşağıya bir videosunu koydum. kendime gösteremediğim şefkati bu kıza gösteriyorum. ah bilmiyor ki bazı şeyler gelip geçiyor, üzülmeye değmiyor. 


şu ingiliz humour'u denen şey bir ilginç azizim. adamlar ciddi bir yüz ifadesiyle arcade fire'ın win butler'ının saç modelinden bahsedip birazcık bile olsa tebessüm etmiyorlar. pes doğrusu. üç kişilik londralı happyness isimli grubu tanımama vesile olan "montreal rock band somewhere" isimli şarkıda diyorlar ki "i'm wearing win butler's hair / there's a scalpless singer of a montreal rock band somewhere" şimdilik 2015'te yayınlanan weird little birthday isimli bir albümleri var. dream pop esintili gitar müziği yapıyorlar. bu gitarlar ve bu vokaller tam bir 90'lar dostum. kendimi bu albümden alamadım. yirmi dakikalık bir tiny desk videosu paylaşıyorum. bence cuma böyle güzel.

Hiç yorum yok: