26 Ocak 2015 Pazartesi

syriza


"bakalım ekonomiyi nasıl idare edecekmiş?/ kabineyi nasıl kuracakmış?/ bu işi becerir miymiş?" gibi soruları bir kenara bırakıp bir dakika düşünün. adamlar kendilerine umut olabilecek bir partiyi seçti. başarılı olur mu olmaz mı mesele bu değil. tek isteği geleceğe umutla bakmak olan gençler kendilerine bir alternatif yarattı. başka bir ihtimal daha mümkün dedi. 

kendimizi düşünüyorum. başka bir adamın, başka bir hükümetin gelebileceğini düşünmenin hayalini bile kuramıyorum. bak aklımdan geçiremiyorum bile, o derece. kendimi bildim bileli, aklım ermeye başladığından beri bu adamları görüyorum. ben ortaokuldaydım geldiler. yirmi beş yaşına bastım, halen varlar ve gitmediler. işte bu yüzden syriza'yı düşünmek bile içime umut salıyor. ne güzel, başka memleketler kendilerine bir "acaba?" kapısı araladılar diyorum. guardian güzel demiş; "bu seçim insanların umutlu olduğunu göstermiyor, umutlu olmayı ümit ettiklerini gösteriyor." işte bize en uzak olan şey. bu nasıl bir haldi ben unuttum. kara bulutları atamadık gitti.

şimdi komşuya hayal kurabilmeyi hayal etmek var. bizim payımıza düşen de umutlu olabilme ihtimalinin hayaliyle yaşamak.

5 Ocak 2015 Pazartesi

16

düşünüyorum, bazı şeyler karşısında insan çıldırmadan nasıl duruyor, nasıl devam ediyor diye. berkin'in annesi mesela, yavuz bingöl  denen şahsa o bilgelikte bir cevabı verecek takati nasıl buluyor? bazı insanlar ne kadar güçlü ki canilerin karşısında aklıselim durabiliyor. ben duramıyorum. öyle mantıklı cevaplar verecek, açıklama yapacak sabrı ve kontrolü kendimde göremiyorum. artık göremiyorum. içimde her geçen gün ateşi harlanan bir öfke büyüyor. şimdi daha iyi anlıyorum; deniz gezmiş, erdal  eren gibi travmaların bir neslin üzerinden yıllar boyu neden  silinemediğini. biz de berkin'in ve diğer çocukların ölümlerini bir ömür boyu atlatamayacağız. nasıl üstünün kapatılmaya çalışıldığını, bir çocuğun ölüsünün bile meydanlarda hedef gösterildiğini unutmayacağız. bu gözler bunu gördü. mezarda yatan bir çocuğa küfredildiğini, annesinin bir ülkenin başbakanı tarafından yuhalatıldığını gördü.  düşmanına bile başın sağolsun de diyen bir gelenekten gelen toplumun, çocuğunu dün gömmüş bir anneyi yuhaladığını gördü.

eskiden en kötü şeyin ölüm olduğunu düşünürdüm. meğersem yanılıyormuşum. dine inanmıyorum ancak edecek daha iyi bir laf bulamıyorum, allah ölümün de hayırlısını versin. şu hayatta en kötü şey mezarında bile rahat bırakılmamak, eceliyle ölememekmiş. berkin'i öldürdünüz, küçücük çocuğu mezarında bile rahat bırakmıyorsunuz. şimdi aklıma berfo nine geldi, yüz yaşını geçmiş ve halen otuz sene önce kaybolan oğlunu arıyordu.  analık ne garip. çocuğunun devlet tarafından öldürülmesi ne acı. hesap da soramıyorsun devlete, sordurtmuyorlar. bir şey desen ağzına tıkıyorlar, acıyla oradan oraya savruluyorsun. nasıl aklını kaçırmadan duruyor bu analar bilmiyorum. onların yılmadığını görünce benim öfkem harlanıyor.  devlet işlediği cinayeti ört bas etmeyi ne iyi biliyor. ona bu işte suç ortağı olanlar da evet gördük, ekmek almaya gitmedi diyor. hepsi bir olmuş adam öldürüyor. ne zaman robocopları görsem, gözümden ateş fışkırıyor.  güvenpark'ta ethem'in öldüğü yere asılmış olan polisimle gurur duyuyorum yazısını unutamıyorum. bir çocuğun okuduğu şiire benzeyen kaderi tüylerimi diken diken ediyor.

bu caniler, işledikleri cinayetlerden sıyrılmayı nasıl başarıyor?