21 Haziran 2011 Salı

aklıma gelmiyor değil

başbakanlığın yakınından her geçişimde aklıma bir şey geliyor: istesem şu anda televizyona çıkabilirim (istediğimden değil, benden uzak olsun aman). hani geçmişte de olmuştu; başbakanlıkta eylem yapan, soyunan, başbakan arabasından inerken onun üstüne yürüyen insanlar vesaire. sadece ben değil, oradan geçen her insanın akşama ana haber bültenine çıkma potansiyeli var, yeter ki doğru yer ve zamanda kullanmayı bilsinler. misal ben, eğer bir gün başbakanlığın yanından müzik dinleyerek geçmekten bıkarsam, ele avuca gelir bir nedenden dolayı kameraları toplamak isterim. boşu boşuna akşam haberlerinin gündemini meşgul etmenin ne lüzumu var? madem çıldıran vatandaş olarak anılacaksın, en az daha önce orada eylem yapan insanlar kadar haklı bir nedenin olmalı.

10 Haziran 2011 Cuma

takım elbiseyle deniz kıyısında uzanmanın güzel olduğunu hiç düşünmemiştim


internette carson mccullers'ın resimlerine bakıyordum. en son google'da yirminci sayfaya kadar gittiğimi hatırlıyorum. sonra bu fotoğrafa rastgeldim, daha doğrusu kitap kapağı haline getirilmiş bu fotoğrafa. birkaç dakika baktım. neden bilmem, bu resimden etkilendim. zihnimdeki carson mccullers'a dair olan şeyleri düşündüm. kendisine karşı güzel hislerim vardı, onları bu fotoğrafla pekiştirdim. ne kadar güzel bir resim dedim. kafamdaki carson mccullers imgesine tam anlamıyla oturan bir resim. kafamda öyle bir kadın var ki, sadece yazdıklarını değil gördüğüm her bir fotoğrafını da seviyorum. sadece yalnız bir avcıdır yürek romanını okumamla bile benim gönlümde özel bir yer edindi. sonra öyküleriyle tanıştım ve amerika'nın güneyini sevdim. bir yazar bana bir coğrafyayı sevdirdi, oradan çıkmış şeylere ilgi duyar oldum. neyse, yazarı koca bir kahraman haline getirip, ismini ergenvari beğeni cümlelerimin içine koymak istemiyorum. ben sadece onu ne kadar sevdiğimi bu resmi görünce bir kere daha idrak ettiğimi anlatmak istiyorum.

uyuyakalma hikayeleri

şimdi iki tane uyku hikayesi anlatmak istiyorum. bir tanesi geçen haftadan kalma. kütüphanede ayşe ile çalışıyorduk, ayrı masalarda. benim yanımda bir çocuk oturuyordu (sanırım kendi yaşımdaki erkeklere halen çocuk deme yaşını geçemedim, üzgünüm). sonra eşyalarını bıraktı ve kalktı. o sırada ayşe, yanıma "şu soruya bir baksana" diye geldi. ben soruya bakarken de yanımdaki çocuğun yerine oturdu. ben soruyu yapmakla uğraşırken aradan on beş-yirmi dakika geçti. ardından "bak ayşe, galiba şöyle yapmalıyız" diye sağıma bir döndüm, ayşe uyumuş! kollarını masaya dayamış, başını da üstüne koymuş, uykuya dalmış. bunu görünce tebessüm ettim ve hiç uyandırmadan kendi kitabımın başına döndüm. aradan bir on beş-yirmi dakika daha geçti, sonra yanımdaki yerin asıl sahibi olan çocuk geldi. sessizce bana dedi ki, "pardon, arkadaşın herhalde?" ben de aa, uyandırayım dur dedim. o da, yok uyandırma, ben defterimi alıp gideyim, başka yer bulurum, dedi. sonra çevremize bir-iki saniyelik zaman diliminde şöyle bir göz attık, hiç boş yer yok. "yok olmaz, ben uyandırayım" dedim ve elimi ayşe'nin sırtına koydum. sessizce ayşe diye seslendim. ilk başta ne olduğunu anlamadı, sonra uyandı ve aa pardon dedi. öyle derin uyumuş ki, defterin teli yüzüne gelmiş ve hiç fark etmemiş. yüzünde komik bir iz olmuş. sonra ayşe yanımdan kalktı ve yerine gitti. çocuk yanıma oturdu ve "kusura bakma, arkadaşını da uyandırdık ama" dedi gülümseyerek. ben de olur mu öyle şey, orası senin yerin, ne demek dedim. sonra çalışmaya devam ettik.
***

ikinci anlatacağım hikaye ise dünden, bu sefer uyuyakalan benim. okuldan kızılay'a gitmek için otobüse bindim. sıcaktan ve yorgunluktan öyle mayışmışım ki cam kenarında uyuyakalmışım. bir an gözümü açar gibi oldum ve yanımda oturan kızın, telefonda ettiği "şimdi beş otobüsüne bindim, kampüse dönüyorum" cümlesini işittim. bir an nasıl ya dedim. kampüse mi dönüyormuş? sonra gözümü bir açtım ve baktım ki ben aynı otobüsle gerisin geri okula dönüyorum! meğersem otobüs kızılay'a gelmiş, yolcularını indirmiş, yeni yolcularını bindirmiş ve tekrar okula dönüyor. yolu yarılamışız bile! hemen ilk durakta indim ve indiğim yerden kızılay'a kadar yürüdüm. canım bir daha otobüse binmek istemedi, yürürken biraz da açıldım. sonra kendi halime güldüm. otobüste uyuyakalıp da ineceği durağı kaçıran, hatta geldiği yeri geri giden bir insan olmaya çok müsait biriyim. kendime güldüm gülmesine ama hiç şaşırmadım.
otobüs hikayelerim devam edecek.