trt'nin büründüğü yeni çehre şu sıralarda gözüme acayip derecede batıyor. her seferinde yuh artık bu kadar da olmaz diyorum fakat bir sonraki seferde beni daha da çok şaşırtmayı başarıyorlar. trt'nin akp şakşakçılığını bu kadar aleni, bu kadar kör gözüm parmağına hesabı yapmasını aklım almıyor. resmen peki efendimisssss, çok büyüksünüz efendimissss habercilik anlayışındalar. bazı kanalların belli kesimlerin kanalı olduğunu biliyoruz, peki ya trt? trt dedemizin kanalı değil miydi? hani maaile salonda toplanmışken "ver bakayım kumandayı da şu birinci kanalı izleyelim" denmez miydi? hepsini bırak, bugün trt'nin geldiği noktada nasıl bazı kanalların haberlerini izlemeyi tercih etmiyor, bazı gazetelerin birilerinin ayağının altını öptüğünü biliyorsam, aynı şekilde trt'nin de tayyip resmî televizyonu olduğunu biliyorum. bir yaptın, iki yaptın tamam ama bakıyorum bunu hep yapıyorsun birinci kanal? hatta ikinci kanal, hatta trt türk. haberciliğin tarafsızlık ilkesini ihlal eden yayıncılık anlayışında bana göre trt ilk üç sırada yer almakta. bu yeni bir şey değil ama son bir-iki senede işin boyutunu abarttıklarını düşünüyorum. ben bilmiyordum, trt'nin midemi bulandıran haber bültenleri ve tartışma programlarını izledikten sonra merak ettim, araştırdım; meğersem bilmem ne haber kordinatörü kanal 7'den transfermiş, bilmem ne haber müdürü samanyolu televizyonundan, bilmem kim fethullah hoca efendinin dergisinin yayın müdürüymüş falan filan. adamları toplarsın da bu kadarı fazla değil mi diye sormak isterim. ama hiç şaşırmıyorum. tek şaşırdığım trt'nin hükümet şakşakçılığını hiç utanmadan, göğsünü gere gere yapması. şu son bir aydır bakıyorum, bir tane -evet tek bir tane- referanduma hayır diyen adam çıkarmadılar ekrana. tek bir tane yahu? sanırsın bütün türkiye evet diyecek, sanırsın ülkede farklı düşünen tek bir allahın kulu yok.
televizyon kanallarının tarafsız ve objektif olmasını beklemeyecek kadar gerçekçiyim. ancak bunların tek vazifesinin artık yalnızca bu amaca hizmet etmek olmasını henüz sindirebilmiş değilim. ama bekliyorum, çok kısa bir gelecekte bunu da hazmetmiş olacağım.
trt'nin kandil konseptini görmüş müydün?
üç hafta önce, tam da kandilin olduğu gece trt2'de nuriye akman'ın programına yavuz turgul konuktu. yavuz turgul'a televizyonda ilk kez rastlayınca merak ettim ve izlemeye koyuldum. programı, nuriye akman'ın dersine çalışmadan gelmiş ilkokul öğrencisi acemiliğiyle sorduğu saçma sorularına sinir olarak izledim. yine de programın son yirmi dakikalık bölümünün televizyon başında en sinir olduğum anlar listeme ilk sıralardan giriş yapacağını tahmin edemezdim. yavuz turgul'a önce "sizce de yaşamlarımız da tıpkı bir sinema filmi gibi çok mükemmel şekilde yazılmış ve kurgulanmamış mı?" diye sordu. yavuz turgul da "benim hayatın yazılması ve kurgulanması konusundaki düşüncelerim pek kuvvetli değil" dedi ve olabilecek en zarif şekilde bu soruyu geçiştirdi. bunun üstüne nuriye akman, "aaa nasıl yani? kadere inanmıyor musunuz?" diye sordu. yavuz turgul kısaca evet dedi ve konuyu fazla uzatmak istemediğini belli etti. sonra reklama girdiler. reklamdan dönüldüğünde nuriye akman programı "evet sayın izleyicilerimiz, bu akşam yavuz turgul'la konuşuyoruz ve en son kendisi inançlarının pek kuvvetli olmadığından bahsediyordu" diye açtı. (inançlarının pek kuvvetli olmadığından mı?! işte provakatif gazeticilik böyle yapılır ve konuştuğun insanın söylediklerini işte böyle manipüle ederek aktarırsın.) sonra hanımefendi "evet, konuşmamıza devam ediyorduk. en son inançlarınız üzerine konuşuyorduk. allah'a inanmıyor musunuz?" diye sordu. dınınınnnn!!! (bir televizyon kanalındayız ve yetmiş milyonun hepsinin o an nuriye hanımı izlediğini belirtme ihtiyacı duymuyorum.) yavuz turgul da soğukkanlılığını koruyarak, sabit bir ses tonuyla ve kimlerle-uğraşıyorum-yarebbim mealindeki gülümsemesiyle "evet, inanmıyorum" dedi. nuriye hanım bir şaşırdı bir şaşırdı ki anlatamam. daha önce böyle bir şeyi hiç duymamış zaar.
sonra konu başka şeylere, filmlere, şuna buna kaydı. derken hoşgörü üzerine konuşmaya başladılar. (daha doğrusu nuriye akman, ıssız bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç şey? kıvamındaki sorularıyla hem konuğunu hem de beni gerdi. ama programda gittikçe yükselen bir gerilim vardı ve bunun nerede patlayacağını merak ediyordum.) hoşgörü deyince yavuz turgul şöyle bir şey dedi: "ben hep orta yolu bulmaya çalışırım. uçlarda olmak istemem. buda'nın da şöyle bir sözü vardır …." diye lafı bağlayarak buda'nın hoşgörü üzerine bir sözünü paylaştı. bunun ardından nuriye akman dedi ki, "burada dikkatimi bir şey çekti. niçin hoşgörü deyince aklınıza buda geldi? hz.muhammed de hoşgörüyü savunur, onun da bir çok sözü vardır". (dınınınnn! bu iki şey arasında kurduğu bağı ve geldiği noktayı şaşırarak izledim, analoji diye işte ben buna derim.) yavuz turgul'un yüzündeki "nerden de düştüm buraya yaeee?!" ifadesini anlamak için alim olmaya gerek yoktu. dedi ki, "buda, hz.muhammed gibi bir dini empoze etmeye çalışmadığından onu tercih etmiş olmalıyım." nuriye hanım bu cevaba bozuldu bittabii, ne de olsa böyle bir insan türüyle ilk defa karşılaşıyordu. o sanıyordu ki herkesin fabrika ayarları doğuştan "mümin mode on". eğer nuriye hanım anlayabilseydi, yavuz bey'in arada sarf ettiği cümlelerle ona inceden inceye ayar verdiğini görürdü ama maalesef göremedi. sonra ortam gerilince "eveeeet, neyse hadi artık başka bir konuya geçelim" dedi ve birden dan diye "peki yavuz turgul aşık olduğunda nasıl bir adam olur?" diye sordu. yavuz turgul önce bir beş-on saniye sustu ve sinirli sinirli tebessüm etti. (o sırada reytingler hızla yükseliyordu. bakalım big bang ne zaman gerçekleşecekti?) sonra dedi ki, "bırakın da o da bana kalsın". hanımefendi yine bozuldu ve "eğer nuriye akman'ın karşısına geliyorsanız her soruya hazırlıklı olmalısınız" dedi. (aman yarebbim! sanırsın gazetecilikte en yüksek seviye kendisiyle ölçülüyor.) buna cevaben yavuz turgul da: "ben de nuriye akman'ın bana böyle bir soru soramayacağını zekasıyla tahmin etmesini beklerdim" dedi. nuriye hanımcığım "aaa aşk olsun ama!"sını ahaha kıvamında bir kahkahayla süsledi ve ardından programını bitirdi.
hanımefendinin, trt'nin kandil gecesi konseptine uygun bir konuk çağırmadığını program sırasında fark etmiş olması elbette üzücü. ama daha da üzücü olanı, kendi zekasıyla inceden alay edildiğini anlama becerisinden yoksun olması.
neyse, bir söz de yavuz turgul nezdinde entellektüel ya da ne bileyim, aydın olarak geçinen camiaya söylemek isterim. çoğu zaman neye alet edildiklerini bilmeden işlere kalkışıyorlar. işte en kötüsü de ne yaptığını bilmeden yapmak. ondan sonra da gittikleri programda/verdikleri röportajda tahammül edemedikleri bir muameleye maruz kalıyorlar. kendilerine one minute demek isterim; yahu kardeşim, geldiğimiz şu noktada, 2010 yılında, trt'nin çağırdığı programa gidilir mi? bence daha da gidilmez.