5 Kasım 2015 Perşembe

fabrika ayarlarına döndük mü?

otobüsle esenboğa'ya gidiyordum. otobüs tam tren garının önünden geçerken zaman yavaşladı. o geçiş bana uzun bir zaman dilimi geldi. dolu dolu, ağır bir zaman dilimi. başımı sola çevirip tren garına baktım. yarım dakikadan az ama ensemden başlayarak tüm vücudumda keskin bir ürperti hissedecek kadar uzun bir süre. işte şehir şimdi griydi. garın karşısındaki lunapark o an olabilecek en manasız görüntüydü. hareket eden dönme dolaba ve roller coaster'a gözüm takıldı. gar meydanı artık acı demekti fakat hemen karşısındaki lunaparkta insanlar eğleniyordu. halbuki o meydana bir daha nasıl adım atılırdı? bir sağdaki lunaparka, bir soldaki gara bakakaldım. hayata anlam veremedim.
***
bir seçim daha geride kaldı. bu sefer sonucu çok çabuk sindirdim ve önüme baktım. seçim sonrası internette dolanan capslere güldüm, günlük işlerimi yapmaya koyuldum. ertuğrul özkök gibi adamlara göz atıp eğlendim, hatta cümleleri seçerek yanımdakilere yüksek sesle okudum. şimdiye kadar her seçimde hissettiğimden farklı bir şey hissetmedim. bir istisnası 7 haziran'dı; o da belleğimde hoş bir anı olarak kalacak nasılsa. bir neslin '77 yılındaki ecevitli seçimleri andığı gibi anacağım galiba; tarihte bir zaman verdiğim oyun akabinde seçim sonuçlarından tatmin olmak ne demek, onu gördüm en azından. güzel bir hismiş. 1 kasım sonrası ise çok ama çok uzun zamandır hissetmediğim bir öfkesizlik hali hissettim. okuduğum bütün köşe yazılarına kızdım ama öfkelenmedim. hepsinde bir şeyler yanlıştı, bir şeyler eksikti. en doğrusunu elbette ben bilmiyordum ama kendimce fikirlerim vardı. açıklayacak takatim yoktu. ben de bildiğim şeyi yapmaya devam ettim, müzik dinledim.  
***
julien baker memphis, tennessee'den henüz yirmi yaşında gencecik bir kız. ilk albümü sprained ankle'ı ekim ayında yayınlamış. kendisinden sharon van etten'ın paylaşımı vesilesiyle haberdar oldum ve son bir haftamı albümü dinleyerek geçirdim. julien baker yumuşak sesiyle sakin sakin şarkılarını söylemesine rağmen bağırmayı da ihmal etmeyen biri. hayata karşı öfkeli değil ama bir hayli kafası karışık. samimiyet ve dürüstlükle kalbini ortaya koyduğu belli. büyük lafları, büyük hikayeleri yok. kalbini açan her müzisyene hissettiğim yakınlığı hissettim. lisans eğitimimi bitirip daha çok konser vermeyi bekliyorum diyor bir röportajında. müziğe zaman ayırdığı için curve altı kalmaz umarım.


eaves ismiyle müzik yapmakta olan joseph lyons henüz ilk albümü what green feels like'ı nisan ayında çıkarmış. doğma büyüme manchesterlı, sonradan leeds'e taşınmış olan müzisyen 23 yaşında. etkilendiği isimler arasında bob dylan, neil young gibi isimleri sayarken, benim aklıma da nick drake ve zaman zaman müzikalitesi açısından jeff buckley'i getiriyor (huyum kurusun, yeni bir müziği var olan başka birine benzeterek tanımlamaktan kaçamıyorum). röportajlarında ilk gençlik döneminde çokça metal ve grunge dinlediğini söylemiş ki bu müziğinden hissediliyor. biraz sert olmak iyidir, ne de olsa nick drake damarı kalbimizi kırmakta. what green feels like albümü baştan sona eli yüzü düzgün bir albüm. hazır kış da gelmişken battaniye altında dinlemeye müsait.



teksas kökenli, halihazırda nashville'de müzik yapan conner youngblood elektronik, elektrofolk, efendime söyleyim zaman zaman yatak odası kayıtları tadında müzikler icra eden yirmi dördünde bir arkadaş. şimdiye kadar iki tane ep çıkarmış. ikincisi, the generation of lift henüz çok yeni. kendime çok yakın bulduğum bir müzik türü icra etmiyor. açıkçası birbirinden farklı türde şarkıları olduğu için sevip sevmediğimi ben de anlayamadım ama emin olduğum bir şey var; o da badlands şarkısına güney dakota'da çektiği şu klibin çok güzel olduğu. bu arada bir de yale'den mezun olmasın mı? (demek bu arkadaş da her şeyi yapanlardan, yetersizlik hissiyle doluyorum). neyse, eline sağlık kardeş, şarkı da klip de on numara.