ne zaman okulların açılma dönemi gelse sait faik'in son kuşlar hikayesi aklıma gelir. yıllardır bu böyle, hiç değişmedi. her seferinde de oturup bir deneme yazmak isterim. bu hikaye hakkında, sait faik'in aklıma kazınan bu hüzünlü eylül hikayesi hakkında. ortaokulda olmalıydık, bu hikaye türkçe dersi kitabında yer alıyordu. hani sonrasında "okuduğumuzu anladık mı?" bölümü soruları ve dilbilgisinin geldiği okuma parçalarından biriydi. hikayenin tamamı mı vardı, yoksa bir kısmı mı, hatırlamıyorum. o zamanlar anlayacak yaşta ve algıda değildik tabii; ancak bir ders kitabında sait faik'in olması ne muazzam bir şeymiş. halen var mı acaba?
kendimi bildim bileli beni takip eden huzursuzluğun nüksettiği bir dönemdeyim. insan delirir mi? delirir elbet, delirmek çok kolay. okuduğum kitaplar bana bunun tersini söylemiyor. bilakis, delirmemek için kendi kendimle başa çıkmam gerektiğini anlatıyor. alttan alta bu manayı ben çıkarıyorum. hayat gittikçe kolay olmuyor, sadece durumlar tanıdıklaşıyor ve az çok ne yapmam gerektiğini kestiriyorum, o kadar. umut umut umut. hani sait faik umut eden biriydi? ölmeden önce yayınlanan son öykü kitabını okudum, alemdağ'da var bir yılan. o insanları seven ve insana olan inancı yazdıklarında pırıl pırıl parlayan adam, ölmeden önce insanlardan umudunu kesmiş. bunu hiç bilmemeyi dilerdim. ömrü boyunca bir adayı yaşam yeri belleyip, insanlara mesafesini korumuş. başka türlü olmuyor çünkü. kendime bakıyorum: ben hep farklı birliklere inandım. farklı ilişkilere, duygu hallerine, gönül birliklerine, farklı ailelere. çünkü gördüğüm buydu. bir anneyle büyüdüm, evde tek başımaydım ve bir çocuk kendisini nasıl eylerse ben de öyle eyliyordum. müzik dinlemem bundan. hayal kurmam da. sevgim büyüktü ama çevremde bunu verebileceğim insan azdı. arkadaşlarımı çok çok sevdim. şanslıydım, karşılığında da onlar tarafından sevildim. eskiden anlamazdım ama şimdi bir ev arkadaşıyla yaşarken fark ediyorum, tüm bu tek çocukluk sürecinde bireyselliğe öyle alışmışım ki benim için en önemli şey kendime yarattığım özgür alan olmuş. ben sait faik'te de bunu gördüm. kitaplarını alıp başucuma dizdim. satır satır okudum. daha önce hiç okumamışım gibi okudum. bu yaşımda, bu aklımda okudum. okudum ve her bir öyküsüyle insanlığı kavramsal olarak daha çok, daha çok sevesim geldi. bu süreç içinde michigan'da doktora yapan arkadaşım d.'ye sait faik'in bir öyküsünü yolladım. sonra o, bu yaz türkiye'ye geldiğinde o öykünün içinde olduğu kitabı, yani alemdağ'da var bir yılan'ı bana armağan etti. kitabı bir çırpıda okudum. kurban bayramı tatilinde akçay'da halamlardayken hemencecik bitiriverdim. "en sevdiğim kitaplar", "en sevdiğim albümler" diye listeler yapamam, böyle şeyler bana çok iddialı gelir. ancak bu öykü kitabını "en sevdiğim kitaplar" diye bir liste yapsam, kesin en başta bir yerlere koyardım. gerçek ile hayal arasında, umut ile hayalkırıklıklığı arasında gidip gelen öykülerde, o kitabı yazarken benden yaşça büyük olan sait faik ile oldukça benzer hislerimiz olduğunu gördüm. özümüz insan olmak ama ben kadın olmanın getirdiği haller (tıpkı erkek olmanın getirdiği haller olduğu gibi) ile çokça boğuşurken, sait faik'in altı çizili olmayan maskülenliğinde gönlüme yakın çok şey buldum. insan olmak, hele hele yalnız bir insan olmak noktasında sait faik ile birleştim.
şu dünyada insanlığı kavram olarak sevip, birey olarak onları tanıdığında tiksinmek var. şu dünyada gönlünün sevgiyle dolup, o sevgiyi bir kişiye yönlendir(e)mediğin, bunu tercih etmediğin zamanlar var. şu dünyada bir erkek olarak bir erkeği çok sevdiğin, bir kadın olarak da bir kadının duygu dünyasında zenginleştiğin anlar var. sait faik ile ben altmış sene öncesine gittim. insanları hem sevdim hem de onlardan uzaklaşmak istedim. nefret nedir bilmeyen sait'te, ben sevgiyi yeniden keşfettim. ama alemdağ'da var bir yılan'ı okumasam, belki ileriki yaşlarım için daha umut dolu olurdum. şimdi biliyorum ki her ne kadar kadın olsam da içimde aksi bir erkek var. bu beni şaşırtıyor. bu erkek içime nerden girdi? ben östrojenle dolup taşarken bu adam beni nerden buldu?
şu dünyada insanlığı kavram olarak sevip, birey olarak onları tanıdığında tiksinmek var. şu dünyada gönlünün sevgiyle dolup, o sevgiyi bir kişiye yönlendir(e)mediğin, bunu tercih etmediğin zamanlar var. şu dünyada bir erkek olarak bir erkeği çok sevdiğin, bir kadın olarak da bir kadının duygu dünyasında zenginleştiğin anlar var. sait faik ile ben altmış sene öncesine gittim. insanları hem sevdim hem de onlardan uzaklaşmak istedim. nefret nedir bilmeyen sait'te, ben sevgiyi yeniden keşfettim. ama alemdağ'da var bir yılan'ı okumasam, belki ileriki yaşlarım için daha umut dolu olurdum. şimdi biliyorum ki her ne kadar kadın olsam da içimde aksi bir erkek var. bu beni şaşırtıyor. bu erkek içime nerden girdi? ben östrojenle dolup taşarken bu adam beni nerden buldu?




