-onat kutlar ile ilgili paylaşmak istediğim düşüncelerimi iki kısma ayırdım. bir öncekinde kendisine dair genel düşüncelerimi, edebiyat diline dair hissettiklerimi sıralarken; bu yazıda onat kutlar ve sinema ilişkisine değinmek istedim. çünkü sinema ile olan ilişkisi özel bir başlığı hak ediyor. sadece eleştirmenliği değil, teorisyenliği ile de ülkemizde sinemaya katkı sağlamış bir insan. bu konuda sinema bir şenliktir kitabında okuduğum yazıları (milliyet sanat, yeni sinema vb. dergilerde yayınlanmış) referans göstererek, kendimce bir şeyler yazmak istedim. tırnak içindeki kısımlar onat kutlar'dan bire bir alıntıdır.
-onat bey'in dünya sineması yazılarını topladığı kitabın adı sinema bir şenliktir. ne kadar güzel bir isim. bergman ve büyülü fener ikilisi kadar güzel. zihnimde coşkulu ve gürül gürül akan bir şeyler canlanıyor. en hüzünlü film bile bir şenlik. kendisinin dediği gibi, sinemada dilini bilmesen bile perdedeki insanı anlamaman için bir sebep yok. ilk olarak görüntü ve resim var. bu sebeple altyazı olmasa bile anlaşılır.
-onat kutlar'ın sinema sevgisi, bu sevgiyi başka insanlara yaymak üzerine kurulu. özellikle de sinema ile hiç buluşmayanlara ya da author sineması ile tanışıklığı olmayanlara bu sanat dalını ulaştırmak istiyor. entelektüel olarak yaşamdan aldığını başkalarına da veren, hatta aldığından fazlasını veren/vermeye çalışan bir aydın bilinci ile türkiye'de 1960'lı yılların sonundan, terör saldırısında öldürüldüğü 1994 yılına kadar sinema için uğraşmış bir kişi. kelimenin tam manasıyla aydın bir insan ve ülkesinin entelektüel gelişimi için çabalayan, bunu yaparken de karşılaştığı engellere rağmen yılmayan biri. onca yıl, onca olay ve üzücü şeylerden sonra bile bu uğurda şevkinin kırılmaması ilham verici.
-1960'ların ve 1970'lerin türkiyesinde, darbeler sonrasında, dışa kapalı bir ülkeyken bile dünyanın uzak köşelerindeki sinemacılarla ilişki kurmaya çalışması, kopyası bulunamayan nadir filmleri toplayıp, türk sinemateki derneği arşivine katmaya çalışması müthiş bir çaba. düşünüyorum; internetin olmadığı bir çağda, bütün bunları yapmaya çalışmak, insanlara mektup yoluyla ulaşıp, aylar sonra haber almak (ya da alamamak) ne büyük bir sabır.
-onat kutlar sinemayı niçin sevdiğini tek bir cümleyle anlatmıyor. ama edebiyatını okuyup, sinema yazılarına aşinalık kazandıkça kafamda bir şeyler şekilleniyor. anadolu'da, gaziantep'te geçen bir çocukluk. sonra büyükşehir. ardından 1960'lı yılların paris'inde geçen öğrencilik. benim yorumum: dünyanın ne kadar büyük olduğunu, senin bildiğin dünyadan ötesi olduğunu, bir yönetmenin zihinsel ve duygusal dünyasında gezinmenin verdiği hazzı anlamak için sinema. izlediğin bir film üzerine düşünmenin keyfi ama belki de en önemlisi şu hayatı güzelleştiren bir sebep edinmek için sinema. devam edebilmek için sinema.
-bu kitabın ilk baskısının üzerinden 33 sene geçmiş. çoğu yazının yazılma tarihi 70'li yıllara gidiyor. ben bugün okuduğum bu yazılara dair ufak tefek karalamalar yaparken, kitapta ismi geçen filmlerin imdb linklerini de ekliyorum. mesela ilk bahsedeceğim filmi -angyolak föjde- imdb'de sadece altı kişi oylamış. bu bile onat kutlar'ın büyük ve meraklı bir sinemasever olduğunu gösteriyor. kalabalık izleyici kitlesi bulamamış ya da günümüze kopyası kalamamış filmlerin peşine düşen bir sinefil. o günün koşullarında -ortada ne internet, ne telefon varken- kimselerin bilmediği, kimselerin duymadığı bu filmlerin peşinden koşması, bu filmleri izlemek için gösterdiği insanüstü çaba, 2000'li yılların sunduğu imkanları düşündüğümde bile ağzımı açık bırakıyor.
giriş
budapeşte, nehir kıyısında oturulan bir kafe ve macar sineması ile başlıyor kitap. 1966 yılında istanbul, balıkpazarı girişinde bir handa kurulan ülkemizin ilk sinematekinin açılış filmi bir macar filmiymiş: angyolak föjde (meleklerin toprağı). onat bey gösterime bir saat kala, sekiz kutu filmden oluşan filmin finalinin olduğu kutuyu takside unutmasın mı? filmi unuttuğu taksiyi koca semtte tabana kuvvet aramasını, hem de salon hınca hınç doluyken, misafirler arasında sabahattin eyuboğlu, azra erhat, heykeltıraş kuzgun acar, oğuz atay, prof. cavit orhan tütengil (kendisi de katledilen aydınlardan biridir) ve nice isimler varken, keyifle okudum. neymiş efendim, kimselerin bilmediği, güzel mi güzel bir macar filmi ile açılışı yapmak istiyorlarmış. efsane açılışı onat kutlar öyle güzel anlatmış ki...
***
onat kutlar'ın kalbine kazınan bir macar filmi, szindbad. o günün koşullarında izleyen öyle azmış ki yıllar sonra budapeşte'de filmin yönetmeni ile karşılaştığında, yönetmenin kendisi [zoltan huszarik] bile onat bey'in bu filmi izlemiş olduğuna inanamamış.
"sindbad the sailor... tindbad the tailor... mindbad... nasıl oldu da bulaştım ben bu sinemaya?"
paris
1961 yılı, paris'te ilk gün. tren garından iner inmez demir özlü'yü aramak için bir kafeye giriyor. kafede kimler var dersiniz, kadroya bakın: fikret mualla, selim turan, mübin orhon, hakkı anlı. kadro gibi kadro, masa gibi masa. masa da masaymış ha.
(benim notum: demir özlü'nün olmadığı entelektüel bir 60'lar, 60'larda bir paris günü, paris'te bir türk masası düşünülebilir mi?)
bergman
kendi ifadesiyle sinema sevgisinin başlangıcının paris'te öğrenciyken rastladığı bergman filmi yaban çilekleri sonrası olduğunu söyler.
"o gün ursulines sokağı'ndan geçmeseydim ya da bir western izlemeye gitseydim ne olurdu bilemem. ama şurası açık ki yaban çilekleri, yaşamımı derinden etkiledi. sinemanın tıpkı büyük romanlar gibi etkileyici evrenini ve gücünü tanıttı bana. ve bir yaşamla hesaplaşmanın ne demek olduğunu."fransız sinemateki
"sovyet devrimci sinemasının, italyan yenigerçekçiliğinin, alman ve iskandinav fantastiğinin, fransız öncülerinin, ingiliz özgür sinemasının, hint ve japon egzotizminin, amerikan güldürüsünün tüm başyapıtlarını peş peşe görüyordum. kimi günler üç ya da dört seans. bu satırlar, sadoul'un sözlüklerine benzemesin diye, orada izlediğim filmleri ve yönetmenleri sıralamayacağım. ama truffaut'nun dediğin gibi, fransız sinematek'i gerçek bir okuldu."türk sinematek derneği
1965 yılında şakir eczacıbaşı ile kurdukları dernek, 12 mayıs 1980 darbesi sonunda kapatılana kadar işler. bu dernek kapatılana kadar yaptıklarıyla türkiye'de türünün ilk örneğidir. derneğin manevi babası, dünya sinema tarihinin sayılı arşivcilerinden ve sinefillerinden, fransız sinematekinin kurucusu henri langlois'dır.
1965 yılındaki ilk broşürde yer alan gösterim planı:
bir ulusun doğuşu (griffith) | altına hücum (chaplin) | general (keaton) | gazap üzümleri (ford) | yurttaş kane (welles) | hal ve gidiş sıfır (vigo) | potemkin zırhlısı (eisenstein) | yer sarsılıyor (visconti) | harp esirleri (renior) | ana (pudovkin) | yaban çilekleri (bergman) | salvatore giuliano (rosi) | genç kuşaklar (wajda) | yolcu (munk) | louisiana öyküsü (flaherty) | seine ırmağı paris'e rastladı (ivens) | guernica (resnais)
2018 yılında, türkiye'nin kültür ve sanat açısından en çok seçeneğini sunan şehri istanbul'da bile yukarıdaki filmleri gösterecek, böyle bir seçki sunabilecek bir sinemanın olmaması bu şehre yakışmıyor.
visconti ve eisenstein
"tarihsel gerçeklik" teması altında visconti ve eisenstein'ı değerlendiriyor.
visconti ile ilgili yazdıkları çok şiirsel. böyle şeyler yazabildiğine göre yönetmenin eserlerine oldukça kafa yormuş olmalı diye düşündüm. üstelik sadece bir sanatsever olarak değil; yaşadığı çağı sorgulayan, toplumu anlamaya çalışan bir birey olarak visconti sineması üzerine derin analizler yapıyor. zengin ve varlıklı bir aileden gelen visconti'nin marksizmi savunan ve kendini anlatan hikayeciliğinin eisenstein'dan ayrıldığını söylüyor.
eisenstein da tıpkı visconti gibi marksist teoriden beslenen bir yönetmen. visconti'nin tersine sosyalist bir ülkede doğup büyümüş. visconti aristokrasiden gelirken, eisenstein orta sınıftan gelen bir devrimci. "vertov'un sinema-göz kuramına karşı biz sinema-yumruk kuramını getiriyoruz" demiş biri. eisenstein'in geniş ilgi alanlarına değiniyor: çin-japon dilleri ve tiyatrosu, leonardo ve van gogh, marx-lenin-freud, sheakespeare ve joyce. bu engin ilgi alanları sonucu ortaya çıkan eisenstein sinemasını onat kutlar sheakespeare, tolstoy ve cervantes edebiyatı ile aynı gruba koyuyor.
***
kitapta başka konu başlıkları da var: polonya sineması, fantastik sinema, pornografik sinema ile erotik sinema karşılaştırması ve son olarak kitabın final bölümünün ayrıldığı charlie chaplin.
bu kitabın haricinde bir de onat kutlar'ın türk sinemasına dair dergilerde yazdığı yazıların derlendiği ve ilk baskısını 2016 yılında yapmış sinema... sinema kitabı bulunmaktadır. kalınlığı itibariyle şu anda piyasada bulunmayan sinema bir şenliktir'deki yazıları da içeren bir kitap mı diye merak etmekteyim.
visconti ve eisenstein
"tarihsel gerçeklik" teması altında visconti ve eisenstein'ı değerlendiriyor.
visconti ile ilgili yazdıkları çok şiirsel. böyle şeyler yazabildiğine göre yönetmenin eserlerine oldukça kafa yormuş olmalı diye düşündüm. üstelik sadece bir sanatsever olarak değil; yaşadığı çağı sorgulayan, toplumu anlamaya çalışan bir birey olarak visconti sineması üzerine derin analizler yapıyor. zengin ve varlıklı bir aileden gelen visconti'nin marksizmi savunan ve kendini anlatan hikayeciliğinin eisenstein'dan ayrıldığını söylüyor.
eisenstein da tıpkı visconti gibi marksist teoriden beslenen bir yönetmen. visconti'nin tersine sosyalist bir ülkede doğup büyümüş. visconti aristokrasiden gelirken, eisenstein orta sınıftan gelen bir devrimci. "vertov'un sinema-göz kuramına karşı biz sinema-yumruk kuramını getiriyoruz" demiş biri. eisenstein'in geniş ilgi alanlarına değiniyor: çin-japon dilleri ve tiyatrosu, leonardo ve van gogh, marx-lenin-freud, sheakespeare ve joyce. bu engin ilgi alanları sonucu ortaya çıkan eisenstein sinemasını onat kutlar sheakespeare, tolstoy ve cervantes edebiyatı ile aynı gruba koyuyor.
***
kitapta başka konu başlıkları da var: polonya sineması, fantastik sinema, pornografik sinema ile erotik sinema karşılaştırması ve son olarak kitabın final bölümünün ayrıldığı charlie chaplin.
bu kitabın haricinde bir de onat kutlar'ın türk sinemasına dair dergilerde yazdığı yazıların derlendiği ve ilk baskısını 2016 yılında yapmış sinema... sinema kitabı bulunmaktadır. kalınlığı itibariyle şu anda piyasada bulunmayan sinema bir şenliktir'deki yazıları da içeren bir kitap mı diye merak etmekteyim.

















