volker schlöndorff'ün return to montauk filmini kimseye tavsiye edemem. ben sevdim ama birine sen de izle, seversin diyecek cesareti bulamam. yetmiş altı yaşında usta bir yönetmenin bize anlatmak istediği hikayeyi çok çok merak ederim. hele de konu bir yazarın geçmiş aşkını arama hikayesiyse, başrolde de stellan skarsgard varsa izlemem mi?
bu film üzerine biriyle konuşabileceğim bir film değil. nasıl desem, çok sevdiğim filmler listesine de koyamam. daha çok, bir şekilde zihnimde yer edeceğini bildiğim filmlerden olacak. bana yeni bir şey de sunmuyor. dedim ya, yetmiş altı yaşına gelmiş bir adam, onca filmden ve edebiyattan sonra, 2000'lerin ikinci on yıllık döneminde bize ne anlatmak istemiş olabilir, asıl ilgimi çeken bu. üstelik ben bu adamın bu güne kadar sadece ve sadece bir filmini izledim. başka filmini izlemedim ama bir şekilde hep önüme çıktı. çalıştığı insanlar, edebiyatçılarla yakınlıkları, sinemaya uyarlamayı seçtiği eserler... bunlar ilgimi çekti. bu filmini de max frisch'e adamış. neden acaba dedim. öğrendim ki senaryoyu onun montauk isimli kısa bir hikayesi üzerine geliştirmiş. magazin polisliğim yine iş başında: bu hikaye bay frisch'in yaşadığı bir olayın hikayesiymiş. gerçi bu hikaye sadece onun değil, herkesin ve hepimizin başına gelen sıradan bir hikaye. insanın kıramadığı bir çemberin, farklı insanlarla ısrarla aynı ilişkiyi yaşamasının hikayesi. ya da şöyle diyeyim, duygusal olarak belli bir potansiyeli olmayan erkeklerden, veremeyeceklerinden fazlasını bekleyen kadınların hikayesi de diyebilir miyiz acaba?
bu film üzerine biriyle konuşabileceğim bir film değil. nasıl desem, çok sevdiğim filmler listesine de koyamam. daha çok, bir şekilde zihnimde yer edeceğini bildiğim filmlerden olacak. bana yeni bir şey de sunmuyor. dedim ya, yetmiş altı yaşına gelmiş bir adam, onca filmden ve edebiyattan sonra, 2000'lerin ikinci on yıllık döneminde bize ne anlatmak istemiş olabilir, asıl ilgimi çeken bu. üstelik ben bu adamın bu güne kadar sadece ve sadece bir filmini izledim. başka filmini izlemedim ama bir şekilde hep önüme çıktı. çalıştığı insanlar, edebiyatçılarla yakınlıkları, sinemaya uyarlamayı seçtiği eserler... bunlar ilgimi çekti. bu filmini de max frisch'e adamış. neden acaba dedim. öğrendim ki senaryoyu onun montauk isimli kısa bir hikayesi üzerine geliştirmiş. magazin polisliğim yine iş başında: bu hikaye bay frisch'in yaşadığı bir olayın hikayesiymiş. gerçi bu hikaye sadece onun değil, herkesin ve hepimizin başına gelen sıradan bir hikaye. insanın kıramadığı bir çemberin, farklı insanlarla ısrarla aynı ilişkiyi yaşamasının hikayesi. ya da şöyle diyeyim, duygusal olarak belli bir potansiyeli olmayan erkeklerden, veremeyeceklerinden fazlasını bekleyen kadınların hikayesi de diyebilir miyiz acaba?
***
haritaya baktığımda bir kıtanın en ucu, bir şehrin denize doğru uzanan en uzak ucu, bir adanın en belirgin çıkıntısı gibi coğrafi izler gözüme takılır. belki herkesin takılır, bilemem.
montauk: bir adanın en doğu ucu.
montauk: aklımıza eternal sunshine of the spottles mind ile kazınan sözcük.
montauk, yönetmen volker schlöndorff'ün dediğine göre ışığı oldukça güzel bir yer. hatta öyle güzelmiş ki ressam edward hopper'ın resim yapmaya gittiği yermiş. öyle güzelmiş ki yönetmen julian schnabel'in yaşadığı ve filmlerini çektiği yermiş (julian schanebel'in yönetmenliğinden önce ressamlığının geldiğini biliyor muydunuz?) bunların hepsini volker bey anlatıyor, ben değil. kendisinin ışık ile ilgili söyledikleri filmin güzel ve ferah görüntülerinde yer buluyor. bazen film yerine resimleri izlediğimi düşünüyorum.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder