bu sene bitmeden anlatmak istediğim birkaç şey vardı; hepsi öylece kalakaldı. tembellik mi desem, isteksizlik mi, yoksa yazmaya başladığımda hepsinin anlamını yitirdiğini düşünmemden mi bilmiyorum ama yazamadım. bunlardan bir tanesi de slowdive konseri deneyimiydi. ekim ayının başında, amsterdam'da izlediğim bir slowdive konseri benim için çok anlamlıydı, yılı bitirirken yok saymak istemedim. mayıs ayında slowdive'ın yirmi iki senenin ardından çıkardığı albümü dinlerken annem hastanedeydi. ne olacağını bilmediğim tuhaf ve sıkıntılı bir dönemde, ben her hafta istanbul-ankara arasını katederken hep bu albümü dinledim. buraya not etmişim, slowdive'ı bu albüm turnesinde bir yerlerde yakalama hayalim vardı. oldukça üzgün ve depresif bir dönemde bana önümdeki günlere dair hayaller kurduran böyle şeylerdi. konserler, müzikler ve sevdiğim insanlardan ötesi yoktu. halen de bunlardan başka, bunlardan fazla bir şey istediğim söylenemez.
şu hayatta ne işim var dediğim çok oluyor. ama illa ki kendime bir sebep bulmam gerekiyor. büyük amaçlarım, insanlığa yararlı olmak gibi ulvi hedeflerim yok. buna paralel olarak hayattan büyük beklentilerim de yok. gerçi büyük hedef nedir, onu da bilmiyorum. konserlerin peşinde koşmak benim için oldukça keyifli bir hedef mesela. sevdiğim insanlarla geçirdiğim kısıtlı zamanlar da öyle. amsterdam'da gerçekleşecek bir slowdive konseri haberini duyunca da hollanda'da yaşayan p. ile aylar öncesinden bu konserin planını yaptık. sadece bir hafta sonunu içeren buluşmamız, hem slowdive romantizmi hem de yetişkinlik hayatımızın bir özeti olan dar-zamanlara-sıkıştırılan-yoğun-duygusal-paylaşımlar üzerine oldu. slowdive'ın yıllar sonra gelen albümü benim için bu senenin en güzel albümlerinden biriydi. bu albümü dinleme deneyimi, elbette ki sadece bu albümü dinlemek demek değildi. tıpkı bir slowdive konseri deneyiminin sadece sevdiğim bir grubu dinlemek demek olmaması gibi. bu konser benim için neydi? ilkgençlik yılları, naif hisler, o zaman büyük gelen ama şimdi tebessüm ettiğim hayalkırıklıkları, gençlik heyecanları, yoğun duygularla örülmüş ilişkiler derken hissettiğim nostaljinin oldukça ağır geldiğini itiraf etmeliyim. bir slowdive konserinin çok güzel geçeceğinden benim hiç şüphem yoktu; ama beklediğimden de güzel geçti. yeni albümlerinin beklenen tüm şarkılarını çalmalarının haricinde, avrupa turnesi kapsamında her konserlerinde çalmadıklarını bildiğim dagger benim için sürpriz oldu. kendimi hem tıpkı on beş yaşında gibi yoğun duygularla sarılı hissettim hem de yanımdaki dostumun varlığı ile oldukça şanslı. alison'da neil ile rachel'ın sahnenin iki ucundan birbirlerine doğru gelerek gitar çaldıklarını gördüm. souvlaki ile, 40 days ile, crazy for you ile kendi hayatımdan daha büyük bir hayat içerisinde kayboldum. hayran hayran dalıp gittim. konser bitiminde başkalarının da benzer sabitlikte, yerlerinde öylece durduklarını gördüm. insan böyle yoğun hisler ile her zaman sarmalanmıyor. hele toplu bir şekilde olması ise öyle nadir oluyor ki... gerçekten slowdive seven insanlarla bunu paylaşmak oldukça güzeldi. konser bitiminde hem bir tatmin hissi hem de büyük bir boşluk hissi duydum. bunun nedenini halen de anlayabilmiş değilim. bazı güzel deneyimlerden sonra böyle oluyor. belki ben abartıyorum, bilemiyorum ama slowdive'ın geçmişten gelişi bu sene beni en mutlu eden şeylerden biriydi. bu konseri p. ile birlikte izlemek ise ankara'da geçen gençliğime en güzel armağandı.

















