zaman zaman birbirine yakıştırdığım tablolar oluyor. bazı tablolara bakmak ne kadar huzur veriyor. ara ara gidip, karşısına oturup, uzun uzun izleyeceğim bir tablonun bulunduğu bir şehirde yaşamak isterdim. bu büyük bir lüks. bu lükse sahip olsam, trafik de olmasa, birkaç kere gidip o sevdiğim tablo hangisiyse karşısında soluklanmak hayallerimden biri. koşturmaca olmadan, acele etmeden, açlık ve merak hissine kapılmadan bir tablonun, sadece ve sadece tek bir tablonun izleyicisi olmak isterdim. ben klasik resimleri seviyorum. eski ustaları. dali'dense hollandalı eski ustalar, iskandinavyalı hammershoi. bu sakinliğe dalıp gidiyorum. kalbimin atışını duymuyorum. böyle küçük şeylerin, küçük anların resimleri bana tüm hayat kavgasından daha anlamlı geliyor. benim olmayan bir mücadele içinde, kimseye ispatlayacak bir şeyim yokken ben bu hayatta ne yapıyorum diyorum. ruh halimi bu tablolarda buluyorum.
pencere kenarında mektup okuyan bu kadınlar birbirine çok yakışmıyor mu? bright star filminin estetiği, vermeer'in kadınları, hammershoi'nin arkası dönük, ensesini gördüğümüz kadınları. birbirinden farklı dönemler, farklı yıllar ama benzer anı yakalamış insanlar. hem de beş yüz sene arayla.
o kadar güzeller ki günümüzden kopmak ve onlarla bağ kurmak istiyorum.
pencere kenarında mektup okuyan bu kadınlar birbirine çok yakışmıyor mu? bright star filminin estetiği, vermeer'in kadınları, hammershoi'nin arkası dönük, ensesini gördüğümüz kadınları. birbirinden farklı dönemler, farklı yıllar ama benzer anı yakalamış insanlar. hem de beş yüz sene arayla.
o kadar güzeller ki günümüzden kopmak ve onlarla bağ kurmak istiyorum.
sol üst: bright star, jane campion, 2009
sol alt: interior from strandgade with sunlight on the floor, vilhelm hammershoi, 1901
sağ: girl reading a letter by an open window, vermeer, 1657
sağ: girl reading a letter by an open window, vermeer, 1657
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder