10 Eylül 2017 Pazar

odtü

bir süredir elimden geldiğince ülkede olan şeyleri az takip etmek, haberlere sadece şöyle bir bakıp geçmek, köşe yazısı okumamak gibi kararlar almıştım. hepsi de daha az etkilenmek için, daha az üzülmek içindi. bu ülkede olan her şey beni sinirlendiriyor. üzülüyorum ama üzüntümden de öte giderek daha karamsar bir ruh haline giriyorum. bu sabah kalktığımda dün gece odtü ormanına girildiğini ve güzelim çam ağaçlarının bir gecede katledildiğini gördüm. yol yapılacakmış. fotoğrafları gördüm, videoları izlemeye yüreğim elvermedi. o saatten bu yana da bir yakınımı kaybetmiş gibi hissediyorum, öylesi bir yas hali. hissettiğim bu üzüntüyü kime anlatacağımı da bilemedim. anlatabileceklerim kendi hayat dertleriyle uğraşıyor, üzmek istemedim. bu yetişkin hayatım, "birkaç ağacın" kesilmesine karşı yapılan gezi eylemine çok uzak. gönül olarak çok uzak. 

dün gece odtü'de biçilen alanın büyüklüğü inanılmaz. inanılmaz geniş bir alan. güzelim çam ağaçları, o ormanda yaşayan hayvanlar, börtü böcek... omuzlarımda ve kalbimin üstünde bir ağırlık hissediyorum. 60'lı yıllardan başlayarak kaç kuşağın bozkırın ortasında emek ederek oluşturduğu bu yeşil alanın ortasından şimdi bir yol geçecek. o yol sipsiyah asfaltla döşenecek. yolun iki yanına binalar dikilecek. belki bir de cami kondurulacak. 

insan düşünüyor. ankara dediğin bozkırın ortasında, çölün ortasında bir yer. odtü dediğin bu çölün, sapsarı toprağın üstüne kurulmuş bir okul. ama yemyeşil, bir görsen, gözlerini alamayacağın denli yeşil. bunu insanlar yapmış. altmış senede bu hale getirmişler. dün bir gecede çöle döndürdüler. bu yol sevdası, bu beton sevdası, bu yeşil nefreti nerden gelmekte? bunu anlayamıyorum. bu insanlarla tek ortak noktam aynı gezegende yaşamak, daha fazlası değil. işin kötüsü, yandaş olmayan tek bir kurum kalmadı. bir tane bile yok artık.

şu kırılan kalbimizi nasıl iyi edeceğiz?

sene 1958

Hiç yorum yok: