23 Ocak 2014 Perşembe

a.a

geçen gün otobüsle yüzüncü yıl’dan geçiyordum. inşaat halindeki çok katlı apartmanlara gözüm takıldı. ne kadar çirkin ve anlamsızlardı. sonra düşünceler birbirini kovaladı. bundan bir buçuk sene önce o semtteki inşaat halindeki apartmanların birinden kendini boşluğa bırakan arkadaşımın arkadaşı aklıma geldi. hani böyle ismen, varlığını bildiğim ama hiç sohbet etmediğim arkadaşın arkadaşı. kimsenin anlam veremediği gidişi ardından bir sürü şey söylenmişti. çok çalışkan, başarılı, masterlı, ülke standartlarında çok iyi işi olan ama neden gittiğine akıl sır erdirilemeyen parlak çocuk. zaten hep öyle değil mi, bütün bunlar mutlu olmak için yeterli sebepler olarak görülmez mi? o günleri hatırlıyorum; böyle üstümüzde bir soğukluk kalmıştı. hani anlam verememe ile yazık oldu arası bir şeyler. gereksiz dedikodusu yapılmamıştı, böyle boğazımızda yutamadığımız lokma gibi kalmıştı. aradan aylar geçtikçe bir daha bu konuyu aramızda hiç konuşmadık. olayı saygıyla kapattık, bir daha da açmadık; çünkü ne diyebilirdik ki? o tarihten sonra ne zaman bu olaya benzer, eğitimli bir insanın çekip gidişine dair bir haber okusam, aklıma hep arkadaşımın arkadaşı geldi. hani garip gelmeyen bir durumdu, olurdu böyle şeyler, dünya tarihinde ilk değildi ama bizim çevremizde ilkti. düşündüğümde üstümden ürperti geçerdi, sonra yoluma devam ederdim. işte geçen gün otobüsün camından bu yeni yapılan inşaatları görünce uçurumun kıyısından bakıyor gibi hissettim. apartmanlar o kadar yüksekti ki tamamını görebilmek için cama yanaşıp, kafamı yukarı kaldırmam gerekti. apartmanın yüksekliğini idrak edince çok korktum. öyle çok korktum ki kafamı anında aksi yöne çevirdim. çok uzun zamandır en iyi bildiğim şey korkuydu. korkuyu ömrüm boyunca aylardır hissettiğim gibi iliklerime kadar hissetmemiştim. şimdi bu korkunun içine beton zemin, yerçekimi ivmesi, soğuk rüzgar, bir de diplomalı mutsuzluk girmişti. yani bundan iki sene önce bir insanın diploması olmasının yeterli bir mutluluk kaynağı olduğu yanılgısı içindeyken, şimdi diplomanın hiçbir şey demek olduğunu tecrübe ettiğimde arkadaşımın arkadaşını anlar hale gelmiştim. çok değil belki az ama ucundan kıyısından anlar gibi olmuştum işte. belki ben anladığımı sanıyordum, belki onun nedenleri başkaydı ama ortak bir noktada buluşmuştuk işte. bu denli yok olmak istediğim bir an olmamıştı. hani ölmek değil, yok olmak. sanki hiç var olmamış gibi. otobüs camına yüzümü yasladım. korkudan yüzüm yanıyordu, kalbim sıkışıyordu. camın soğukluğunu yüzümde hissettiğimde yaşamın ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu gördüm. hayatta en iyi bildiğim şey korkuydu.