hafta sonu ankara'daydım. bir arkadaşımızı daha yurt dışına uğurladık. geçen
yazı düşünüyorum; sürekli bir düğün, bir nikah etkinliğindeyken, bu yaz birkaç
haftaya bir kendimi bir veda yemeğinde buluyorum. birlikte büyüdüğüm, lise ve
üniversite yıllarını geçirdiğim arkadaşlarım bir bir ülkeden gidiyorlar. bunu
romantize etmiyorum ya da bu gidişlere duygusal anlamlar yüklemiyorum fakat içim
nedense buruluyor. her vedayla birlikte kendimi daha yalnız ve bu ülkeye dair
umutları azalmış olarak buluyorum. genel anlamda içimde bir umut taşımaya
çalışıyorum çünkü başka türlü yaşanmıyor. fakat bu umut, kendi ülkeme dair
beslediğim bir umut değil. bir yerde, bir vakit her şeyin benim ve sevdiklerim
için, iyiliğinden zerre şüphe duymadığım insanlar için, bu ülkede ya da başka
bir yerde, kendince var olmaya çalışan her insan için güzel günlerin önümüzde
uzandığını düşünmek istiyorum. iyimser bir insan sayılmam ama kötümser de olmak
istemiyorum. herkes kendini iyi hissedeceği, sabah evden çıktığında gökyüzünü
görüp derin bir nefes alıp, memnuniyet duyacağı sıradan günlerin
peşinde. ben de böyle sıradan günlerin, penceremden yeşil görebileceğim sıradan
bir hayatın arzusu içindeyim, daha fazlası değil.
mezuniyetten sonra doktora sebebiyle yurt dışına giden çok arkadaşımız
olmuştu. ama bir de böyle akademik kaygıları hiç olmayan oldukça kalabalık bir
kesim vardı. fakat şimdi mezuniyetin üzerinden dört-beş sene geçtikten sonra, yaşlar otuza yakınken bir çıkış kapısı olarak doktora ihtimalini kovalayan o kadar
çok arkadaşım var ki. birbirinden farklı dillere ve bürokratik gerekliliklere
sahip ülkelerde şansını denemek amacıyla son bir senede yakın çevremden oldukça
fazla kişi yola çıktı. geçen yıl bu zamanlarda ankara’ya nostaljik hisler
besleyerek istanbul’dan kaçış planı yaparken, bu sene ankara’da neredeyse
hiçbir arkadaşımın kalmadığını gördüm. takvimimde veda yemekleri işaretli. bu vedalar bana çocukluğum ve gençliğim ile ilgili
şeyler düşündürttüğü kadar, ülkeyle ilgili şeyler de düşündürüyor. bu gidenlerin
hepsi gezi zamanı sokaklardaydı. 2014 seçimlerinde ankara’nın çalınan oylarının
peşindeydi. hepsinden öte, 2010 referandumunda hayır verenlerdendi, tıpkı 2017’de
olduğu gibi. bu insanların hiçbiri bir sonraki seçimde burada olmayacak. bundan
sonra gittikleri ülkelerde belki oy kullanmaya dahi gerek görmeyecekler. öyle küçük
şehirlerde, öyle uzakta olacaklar. hepsini çok iyi anlıyorum. bu ülkenin
gerçekliği artık bizim gerçekliğimiz değil, benim gerçekliğim değil. adalet yürüyüşü
mesela. eskiden olsa bu çeşit büyük eylemlerde hiç susmayan whatsapp
gruplarımızda tek kelime dahi edilmedi. çünkü artık whatsapp grubundaki
arkadaşlarımın hiçbiri burada yaşamıyor. artık bu olaylar onların gündeminde
değil. bunun yerine kendilerine insanca yaşayabilecekleri düzgün hayatlar
kurmanın derdindeler. adalet yürüyüşü örneğinden gidersem, bu olay benim de
gündemimde olmadı. gönül bağım öyle zayıflamış, kendimi öyle gündem dışına
atmışım ki artık bu ülkeye dair hiçbir heyecan hissetmiyorum. ben enerjimi yetmez ama evetçi’lere karşı çıkarken
harcadım. enerjimi gezi’de, 2014 seçimlerinde sandığımızı korurken harcadım. şimdi
tüm bunlar o kadar uzak geliyor ki adeta yıllar yıllar öncesinden kalma bir anı
gibi. sanki çok uzak bir geçmiş gibi. halbuki o kadar uzak olmaması lazım. bu geçen
zamanın matematiksel karşılığı ile anlamsal ağırlığı arasındaki fark beni
şaşırtıyor.
yakın zamanda rastladım, nerde olduğunu hatırlamadığım için kaynak veremiyorum; bu son birkaç yılda türkiye’den batıya giden eğitimli nüfus için "üçüncü dalga göç" kavramını kullanmaya başlamışlar. beş on seneye sosyolojik tezlerini okuruz zaten. ilki almanya’ya giden işçilerin göçü, ikincisi bu ilk göç dalgasından sonra yıllara yayılan göçler, üçüncüsü ise eğitimli ve yabancı dil bilen nitelikli insanların günümüzdeki göçüymüş. bu göçün bir tercih olmaktan çıkıp zorunluluk haline evrilmesi beni üzüyor. oysaki ülkede güzel şeyler olabilirdi, öyle güzel insanlar vardı.
***
dün internette şu fotoğrafı gördüm. biraz kendi arkadaş çevremi biraz da eski türkiye'yi andım. hem kendi gençliğime hem de ülke geçmişine dair tatlı bir hüzne kapılmaktan kendimi alamadım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder