hayatımı nereye koyacağımı bilmediğim anlar oluyor. bu kafa karışıklığım yıllar ilerledikçe başka bir boyutta sürüyor. gündelik olaylar, insan ilişkilerindeki ufak tefek anlaşmazlıklar ve hatta ülkenin kendisine yabancılaşmak bile daha bugüne ait, daha geçiştirilebilir gibi geliyor. yaşamı anlamlı kılabilmeyi düşünüyorum, yaşlanmayı düşünüyorum, sevdiklerimin yaşlanmasını, kırışan ellerini, beliren kahverengi benleri, kaçamadığımız ölümleri düşünüyorum. hemen ardından evrendeki küçük yerimi düşünüp rahatlıyorum. bazen bu küçüklüğün beni kaybolmuş hissettirdiği de oluyor ama genelde her şeyin, tüm huzursuz hislerin ve hatta tüm hislerin geçici olduğunu düşünüp rahatlıyorum. bazı sabahlar hayat gözüme zor görünüyor. sonra sevdiklerim aklıma geliyor. kaç günümüz var, kaç günümüz kaldı ki gibi şeyleri düşünüyorum. güzel bir ana tanık olmak için katedeceğim kilometreler hiç yorucu gelmiyor. şuradan kadıköy'e gitmek dünyanın en büyük çilesi geliyor ama kilometreler aşıp sevdiklerimin yanına gitmek, sanki bir üniversite öğrencisiymişiz de, yılda bir-iki kere tatillerde buluşuyormuşuz gibi arkadaşlarla farklı coğrafyalarda buluşmak zor gelmiyor. böyle anlar da olmasa bana gerekli bir sebep bulamayacağım. dün gittiğim bir cenaze bana bunları düşündürttü. oldukça soğuk bir havada, rüzgar sağdan ve soldan eserken ben düşündüm. koca binaların arasında derin bir boşluk hissi duydum. şu zihnin ve bedenin korkutucu yanı üzerime bir ağırlık gibi çöktü.
***
ölüme ve yaşama dair beni aşan bu hislerden sonra bir film izlemek istedim. bir süredir kogonada'nın ilk uzun metraj filmi columbus'u izleyecek uygun bir zaman arıyordum. filmin aradığım sakinliğe sahip olduğunu daha izlemeden biliyordum. kogonada, sinema üzerine araştırmalar yapan bir akademisyen. çeşitli yönetmenler, sinemada estetik kavramlar üzerine şiir tadında video analizleri var. benim kendisini tanımam, geçen sene, richard linklater ve zaman üzerine olan yorumunu izleyerek olmuştu. bunun ardından kendisini takip etmeye başladım. 2017 yılı içerisinde ilk uzun metraj filmi columbus yayınlandı. film, ismini aldığı columbus, indiana'da birkaç günlük bir zaman diliminde geçmekte. merkezinde mimari ve iki karakter var. yirmili yaşlarının başında mimariye hayran bir kız ve hastaneye kaldırılan babasını ziyaret etmek amacıyla şehre gelen bir adam. koganada bu filmde kimisi heybetli kimisi zarif; ama hepsi modern ve güzel mimari binaların arasında hissedilen boşluk ve yalnızlığı anlatmış. estetik ve birbirinden güzel sahneler bende rahatlık ve ferahlık hisleri uyandırdı. oyuncular john cho ve haley lu richardson filmin tonuna hakim zariflikte çok güzel oyunculuklar sergiliyor. filmin sinematografik açıdan bir başyapıt olduğunu düşünüyorum. öyle ki kare kare çalışılabilecek bir eser (umarım abartmadım). herkese hitap eden bir film olduğunu düşünmemekle birlikte, bu küçük ve kendi halinde filmin benim nazarımda unutulmayacağını eklemek istedim. filmin soundtrack'i ise nashvilleli post-rock, ambient grubu hammock'a ait. her şey mükemmel bir uyum içinde.
hoşgeldin kogonada.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder