arkadaş çevremin en parlak çocuğu değilim. hoş, artık çocuk bile değilim ama bu başka bir konu. bu açıdan arkadaşlarımın çoğu akademiye yönelirken benim iş hayatına girmem çevremdeki hayat dinamiklerinde farklı bir tercihti. yani iş hayatına girmek ne kadar farklı bir durum olabilir diyebilirsiniz, ben de diyorum ama bu sonucu değiştirmiyor. benim haricimde iş hayatına girenler de savunma sanayine bir süre hizmet edip, sonra ya avrupa'ya kaçan ya da tekrar akademiye yönelen insanlardı. dolayısıyla iş/okul hayatına dair kendi tecrübelerimin haricinde yakinen bildiğim, dinlediğim yaşantılar genelde hep doktora maceraları oldu. hepsinde de gözlemlediğim şuydu: hep akademi içinde kalan insanlarda bir naiflik oluyor. hatta bu naifliğin sevimli olduğunu bile söyleyebilirim. imkanı olan, o şevki ve azmi kendinde bulan insanlar akademi dışına çıkmasın zaten. notlarım elverseydi ben de hep okul içinde kalmak isterdim. iş hayatında, işin kendisi dışındaki konularda kazanılan her tecrübe yıpratıcı ve hayal kırıklığı yüklü oluyor. bunu yaşamaya gerek var mı diye soruyorum; bence yok. akademinin de kendine göre sorunları var, diye konuya başlayan her arkadaşımda gördüğüm, benim iş hayatında pek çok şeye yeğleyeceğim bilgiye dayalı rekabet, çok çalışan çinliler, çalışmayan deneyler, belirsiz geleceğin yarattığı stres. hepsine dediğim; beni geliştiren, potansiyelimin sınırlarını zorlayan ve delicesine rekabet eden akademik insanları, türkiye'de gördüğüm çalışma ortamlarına yeğleyeceğim oldu. sonra düşündüm, bana kaybettiren bir şey varsa o da bir türlü rekabet etmeyi başaramamam, daha doğrusu hiç o kafada biri olamamamdı. okul hayatımı bile bilginin paylaşıldığını, hatta bunun sevgi dolu bir ortamda yapıldığını görerek geçirdim. belki benim de içine girdiğim bu hayatta bocalamamın sebebi buydu. ben bu hayatı yavaş yavaş öğreniyorum. sanırım akademiyi içinde olmadığımdan daha olumlu görüyorum. zorluklarını kabul ediyorum. yine de ne zaman doktorasını yapan, okulda kalan, araştırma gruplarında çalışan bir arkadaşımla konuşsam, okul hayatına dair sevdiğim o naifliği, o bazı şeyleri hiç görmemiş/bilmemiş olma halini ne çok sevdiğimi düşünüyorum. ah o hal ne güzel. öyle ki saçlarını okşayasım, üzülme ne olur diyesim geliyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder