bu hafta benim için oldukça tuhaf bir haftaydı. aksilikler üst üste geldi ve günler bitmek bilmedi. cuma akşamına sağ salim ulaştığım için mutluyum. ulaşamaya da bilirdim. haftanın başlangıcında bir kaza atlattım. evdeki mutfak dolapları üzerime düştü. nasıl kurtuldum, hiçbir fikrim yok. bana bir şey olmadı ama ya olsaydı diye düşününce kötü hissediyorum. üzerime çay ve yulaf paketleri düştü ama hemen yanıma mutfak dolabının içindeki tüm tabak çanak büyük bir gürültüyle devriliverdi. evde şu anda iki üç tabaktan ve iki üç bardaktan başka hiçbir şey kalmadı. her şey kırıldı. muhtemelen bu hafta sonu bir şeyler alacağız. ama bir yandan da ev arkadaşımla birbirimize sesli olarak dile getirmediğimiz bir düşüncemiz var. sanırım bir konuda hemfikiriz. evdeki her şeyin kendi kendini imha etmesi bize bir işaret mi acaba diye düşünmekten kendimi alamıyorum. böyle batıl inançlarım yok ama ikimizin de ayrı ayrı acaba bu evde ve bu şehirde devam etmememiz mi gerek diye düşündüğümüz bir dönemde evin bize sürekli sorun çıkarması manidar. evet, zamanlaması oldukça manidar. artık bir şey almaya niyetlenirken almasak mı, bakalım bu sene sonunda burada mı olacağız, diyorduk. tam da bu dönem mutfak eşyalarımız sıfırlandı.
etrafı temizlemek öyle uzun sürdü ki anlatamam. biz temizlediğimizi sandık ama sürekli bir yerlerden cam parçaları çıkıyor. umarım tamamen temizlemeyi başarmışızdır. bu temizliği yaparken boynumun ağrısı devam etmekteydi. halbuki doktor beni ciddi şekilde uyardı, bir sürü ilaç ve jel verdi. ben de bu halde kalktım, yere dağılan cam parçalarını temizledim. her akşam dinleneceğim diye geldim, bir türlü olmadı. tıpkı her akşam ders çalışacağım diye eve gelerek, çalışamamam gibi. bir akşam ustalar, iki akşam temizlik, bir akşam fizik tedavi doktoru randevusu derken cuma akşamını ettim bile. neyse, hafta sonu çalışmayı planlıyorum. umarım bir aksilik çıkmaz.
bütün bu fiziksel yorgunluğun ve iç sıkılmasının arasında bu hafta çok güzel bir albüm dinledim. nils frahm'ın ocak ayında çıkan all melody albümü. oldukça elektronik, deneysel ve melankolik. bu tarz müziği tanımlamak için birçok sıfat kullanılıyor. çoğu da mimariden çıkma kavramlar. bu şekilde düşününce nils frahm'ın yaptığı müzik benim için daha da anlam kazanıyor. röportajlarında ve albümle ilgili bilgilerde albümü kaydettiği mekanın (funkhaus-berlin) bu müziği şekillendiren birincil unsur olduğunu söylüyor. 1950'lerden kalma mekanda kendine bir stüdyo kurmuş ve neredeyse orada yatıp kalkmış. mekanın akustiğinden ve kayıt için elverişli bir ortam olmasından bahsederken, benim de aklıma kendi kişisel tarihimde kurduğum müzik ve mekan ilişkisi geliyor. teknik bir kulağım olmamasına rağmen bazı mekanlardaki ses farklılığını anlayabiliyorum. eskiden dikkat etmezdim ama şimdi müziğin dinleyiciye ulaşırken kat ettiği teknik yolculuğu da merak ediyorum. sanırım müziğin sanatsal kısmına aklım ermediği için, ben yine mühendisliğe en yakın bunu buldum. müzik, tüm sanat dallarından farklı bir soyutlukta. resim gibi ya da heykel gibi değil. kuş sesine erişmeye çalışmak demeyeyim fakat doğada seslerin bütününe ulaşmak mümkün değil gibi. doğru mu düşünüyorum, emin değilim. bana öyle geliyor. yani bir sesler bütününün doğada taklidi yok. matematiğin bile var ama bir müzik eserinin baştan sona yok. bilemiyorum, tam anlatamadım. nils frahm'ın bu albümü bana böyle kavramları düşündürdü. bohem sanat ortamlarının kalbi berlin'de olsaydım belki daha başka şeyler de düşünebilirdim.
crack magazine albümle ilgili on iki dakikalık bir video çekmiş. nils frahm ile tam da albümün kaydedildiği mekanda bir röportaj yapmışlar. arada şehirden görüntüler. albümün en sevdiğim parçası olan sunson'a da video içerisinde yer vermişler. benim için şimdilik bir numara sunson, iki numara a place, üç numara harm hymn.
***
bu sabah kalktığımda bir-iki saniye için cumartesi sabahına uyandığımı düşündüm. sonra cuma olduğunu fark ettim ve büyük bir hayalkırıklığı yaşadım. ardından bütün haftamın benzer bir kalp kırıklığı içinde geçtiğini hatırladım. yani tam olarak neden böyle hissediyorum, bilmiyorum. daha iyi hissetmek için çabalamalıyım. giden arkadaşımın, giderken bana hediye ettiği gömleğe gözüm ilişti. tez jürisinde giyersin diye aldım demişti. yani bazen kendim için değil ama bana inanan insanları hayal kırıklığına uğratmamak için çalışıyorum gibi geliyor. gömlek beni bekliyor. ben de çalıştığım saatlerde nils frahm'ın all melody albümündeki gibi müzikler dinliyorum. bence odaklanmaya inanılmaz derecede yardımcı oluyor. akademideki arkadaşlarıma selam olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder