celan bir ay sonra paris'e
gidip, oradaki edebiyat çevrelerinin içine girmeye çalışırken bachmann ile
yıllarca sürecek mektuplaşmaları başlamış. bachmann bu süreçte tanınır ve
ünlenirken, celan çoğunlukla reddedilmiş, dışlanmış. bachmann'ın şiirleri
basılmaya başlarken, celan o sıralar çeviri ile para kazanıyormuş. zaten bütün
ömrü boyunca birçok dili anadili gibi bilmesi sebebiyle şairliği hep
çevirmenliğinin gölgesinde kalmış (çevirmenlik notları çok ilginç: mesela bir mektupta rené char'ın kitabını çevirdiği için kendisine çok kızıyor; çünkü char ona bir kazık atmış). uzun aralıklarla, avrupa’nın değişik
şehirlerinde bir-iki günlük görüşmüşler. hayatlarına başkaları girip çıkmış ama
bir şekilde mektuplaşmaları kopmamış. paul celan bu süreçte fransız bir grafik
sanatçısıyla evlenmiş. bachmann’ın hayatına max frisch girmiş. bu dönemde
ilişkileri dostane bir hal almış. birbirlerinin edebiyat eleştirmeni olmuşlar. sonra bir ara ilişkileri tekrar başlamış. bundan hem max frisch’in hem de
celan’ın eşinin haberi olmuş. bu durum büyük sorunlara sebebiyet vermiş. arkası
kesilmeyen depresyonlar, buhranlar, celan’ın edebiyat çevrelerinde arzuladığı
ilgiyi bir türlü görememesi ve bunun hıncını bachmann’dan çıkarması derken en
sonunda ilişkileri tamamen noktalanmış. birkaç sene konuşmamışlar ve bir gün
bachmann’a celan’ın intihar haberi gelmiş. paul celan kendini 1970 yılında sen
nehrine atarak intihar etmiş. bundan üç yıl sonra da bachmann bir gece evinde
çıkan bir yangında hayata veda etmiş.
kalp zamanında sadece bu
ikilinin aşkı değil, ikinci dünya savaşı sonrası avrupası ve savaşın insanlar
üzerinde bıraktığı derin travmalar var. avrupadaki anti-semitizm etkileri,
celan’ın yahudi olduğundan ötürü şiirlerine kıymet verilmediğine olan inancını
sürekli yinelemesi var. bu iki şairin
mektuplarında, sadece gönül bağlarını değil; birbirlerinin eserlerine dair olan
incelemeleri ve eleştirileri de görüyoruz. birbirlerinin edebiyatına olan
inançları ve birbirlerine verdikleri destek görülüyor. ama çokça bachmann'ın celan'ın
şiirlerine olan inancı ve sevgisi baskın. bu bana çoğunlukla tipik bir
kadın-erkek ilişkisini hatırlatıyor. yirminci yüzyılın önemli feminist
şairlerinden biri olarak görülen bachmann'ın da karşısındaki adamı hep
desteklediğini, çoğunlukla bir çocuğu takdir eder gibi sevdiği adamın
şiirlerini hep takdir ettiğini görüyorum. paul celan çok travmatik bir geçmişten geliyordu, ailesini kaybetmişti ve bunlar çok ağır şeylerdi. sebep bunlar mıydı, üçüncü bir kişinin bunları bilmesine imkan yok ama ben bu ilişkide bachmann'ın sevgisini daha büyük gördüm. celan'ın bachmann'ın başarısına gücenir ve hatta kıskanır hali bana ikili ilişkilerdeki karanlık noktaları hatırlattı. bir yerden sonra bu ilişki beni
sıktı. adeta sonunu bildiğim bir ilişkiydi. az bir sayfa kala atlaya atlaya kitabın sonuna geldim. işte o zaman bu
kitabı başucumdan kaldırıp, kitaplık rafına yerleştirdim.
şimdi die geträumten filmini bekliyorum. acaba yönetmen -bir kadın- de bu ilişkiyi benim algıladığım gibi mi gördü diye merak ediyorum. o nasıl yansıttı acaba? gösterildiği film festivallerinde olumlu tepkiler alan ve yeni bir janrın doğuşu olarak adlandırılan bu filmi oldukça merak etmekteyim. aşağıda fragmanını paylaşıyorum.
şimdi die geträumten filmini bekliyorum. acaba yönetmen -bir kadın- de bu ilişkiyi benim algıladığım gibi mi gördü diye merak ediyorum. o nasıl yansıttı acaba? gösterildiği film festivallerinde olumlu tepkiler alan ve yeni bir janrın doğuşu olarak adlandırılan bu filmi oldukça merak etmekteyim. aşağıda fragmanını paylaşıyorum.

