19 Temmuz 2010 Pazartesi

dostoyevski'nin beklenen kitabı

yalanın ne olduğuna dair sorular soruyorum kendime. yani, elbette ki yalan yalandır ama insanın kendini suçlu hissedip-hissetmeme eşiği, ya da birini affedip-affetmeme eşiği nedir acaba, bilemiyorum. yalan her zaman affedilmez bir erdemsizlik midir, yoksa bazı durumlarda onu mazur gösterecek unsurlar var mıdır? bu tarz sorular dönüp duruyor beynimde. aklıma gelen şöyle bir şey var:
dostoyevski "suç ve ceza"da bize "suç" ve "ceza" kavramlarını sorgulattı. suçların en büyüğü, öldürmek üzerine var olan peşin hükümlerimizi yeniden gözden geçirmemize sebep oldu. bir suçu haklı kılan nedenler ve koşullar var mıdır, bunları gösterdi. sonuçta ben hukukçu değilim, bu işin ilmine dair fikrim yok. analitik düşünmeye çalışsam da "suç" ve "ceza" kavramına içindeki sese göre yaklaşmaktan fazlasını pek yapamıyorum. bu da son derece normal bence, son derece insanî. bize öğretilenlerle, vicdanla, toplumsal normlarla yaklaşmaktan fazlasını yapabilen varsa ne güzel, darısı başımıza.
işte dostoyevski tam bu noktada önümüze bir kapı açıyor. bildiğimiz doğruları yıkıyor ve insanı kendiyle yapacağı bir tartışmanın içine atıyor. bir suçun her zaman arka planı olduğunu gösteriyor. şimdi merak ediyorum; suça dair bu anlattıklarım, dostoyevski'nin bize sunduğu bakış açısı, bunların hepsi "yalan" kavramı için de kullanılabilir mi acaba? bir dostoyevski daha var mıdır bize yalan'ı anlatacak?

Hiç yorum yok: