insanın yaşı kaç olursa olsun, ne kadar büyürse büyüsün yine de en çok koyan şeylerden biri istenmemek. ya da tercih edilmemek, adına ne dersen. sen olgunlaştığını düşünürsün, artık ufak şeylere takılmadığını sanırsın ama egonu zedeleyen en ufak bir hareket, birdenbire özgüveninin yerlerde sürünmesine sebep olabilir. oysaki hani çok olgun düşünüyordun, birinin birini istememesini/tercih etmemesini/reddetmesini çok normal buluyordun. bu tarz şeylerden insan egosu zedelenmemeli derken, teoride kurduğun bütün o mantıklı cümlelerin içinin boş olduğunu anlaman birkaç dakikanı aldı sadece. her seferinde yeniden başladın. kimi zaman sıfırdan, kimi zaman sıfırın azıcık üstünden o kadar.
çoğu zaman kendinde hata aramak seni rahatlatıyor ama bazen bunu yaparken kendini gereğinden fazla hırpaladığını da görüyorsun. sen sadece vicdanen rahatlamanın peşindesin, asıl çözmen gereken mesele bu; yanlış yerlerde dolanıyorsun. kendine kötü özellikler atfettiğinde karşındakini suçlamana gerek kalmıyor ve işin bir nebze olsun kolaylaşıyor. gücünü başkasına değil, kendini yormaya harcamak işine geliyor, bunu sen de biliyorsun. biriyle uğraşmak zor, biriyle uğraşırken gururundan yediğini düşündüğün oluyor. onu orada bırakmak en temizi, sen de çoğunlukla bunu yapıyorsun. evet, en son hangi konuda kalmıştık diyerek dersini çalışmaya başlıyorsun. "oluruna bırakmak" konusunda en iyi öğrenci, "hesap sormak" konusunda beterin beteri olduğunu görüyorsun. birine hesap sormaya hakkın olmadığını düşünüyorsun. aslında bilirsin, bir defa arka arkaya küfürler sıralasan belki bir nebze olsun rahatlayacaksın.
anlatmak için bin dereden su getirmek istemiyorum. basit ve yalın olsun istiyorum. "dan!" diye söylemeliyim, insanların suratına çarpabilmeliyim. bizleri bir ömür boyu bu yükle yaşamaya mahkum eden anlayışların, onların kendi çürümüş, ikiyüzlü değerlerini örtmek için kulladıkları paravanlardan fazlası olmadığını söylemeliyim. sizi umursamıyorum derken, eş zamanlı olarak tanıdığım başkaları da umursamamalı, yoksa tek başıma fedai olmanın ne anlamı var ? annemi, yıllar önce ölen anneannemi, yanımda oturan kızı, sevdiğim diğer kızları, komşu kadınları falan düşünüyorum. böyle olmamalıydı, bugün için böyle olmamalıydı diyorum. meğersem olmak istediğim insandan ne kadar da uzakmışım. lafı evirip çevirmeden ifade etmenin gücünü keşfediyorum. hissettiklerimi ölçüp biçerken aslında kimseye karşı sorumluluk duymamam gerektiğini kavrıyorum ve bunu yavaş yavaş yapabilmenin memnuniyetini yaşıyorum. aslında olduklarımla ve olamadıklarımla bir bütün olduğumu kabullenerek devam ediyorum.
böyle şeyleri unutmak için gereken zaman zarfını bilmiyorum. sen atlattım derken, aslında unutmadığını, sadece o hisle yaşamayı öğrendiğini anlıyorsun. bir şey oluyor hatırlıyorsun; göğsünün altında bir balon patlıyor, içinden koyu bir öfke yayılıyor, hatırlıyorsun. şarkılara sığınıyorsun ki bu seni daha da güçsüz kılacak. keşke müziğin içine saklanmaktan başka bildiğin bir şey olsaydı ama elinden başka türlüsü gelmiyor. karşında çok şey bildiğini sanan insanlar oturuyor ama bazı şeylerin yaşla ilgisi olmadığını bilecek olgunluğa erişememişler. ne yapayım ben öyle bilgiyi? bunlar yaşla ilintili değil, yaşadığın şehirler ve içinde bulunduğun yılla da alakası yok. peki, yapıcı olduğu kadar yıkıcı da olan doğurganlıkla alakası var mıdır? belki vardır. bu öyle bir enerjidir ki hem sevmede hem sevmeme de, hem bağlanmada hem de bırakmada kullanılan bir şeydir.
anlatmak için bin dereden su getirmek istemiyorum. basit ve yalın olsun istiyorum. "dan!" diye söylemeliyim, insanların suratına çarpabilmeliyim. bizleri bir ömür boyu bu yükle yaşamaya mahkum eden anlayışların, onların kendi çürümüş, ikiyüzlü değerlerini örtmek için kulladıkları paravanlardan fazlası olmadığını söylemeliyim. sizi umursamıyorum derken, eş zamanlı olarak tanıdığım başkaları da umursamamalı, yoksa tek başıma fedai olmanın ne anlamı var ? annemi, yıllar önce ölen anneannemi, yanımda oturan kızı, sevdiğim diğer kızları, komşu kadınları falan düşünüyorum. böyle olmamalıydı, bugün için böyle olmamalıydı diyorum. meğersem olmak istediğim insandan ne kadar da uzakmışım. lafı evirip çevirmeden ifade etmenin gücünü keşfediyorum. hissettiklerimi ölçüp biçerken aslında kimseye karşı sorumluluk duymamam gerektiğini kavrıyorum ve bunu yavaş yavaş yapabilmenin memnuniyetini yaşıyorum. aslında olduklarımla ve olamadıklarımla bir bütün olduğumu kabullenerek devam ediyorum.
böyle şeyleri unutmak için gereken zaman zarfını bilmiyorum. sen atlattım derken, aslında unutmadığını, sadece o hisle yaşamayı öğrendiğini anlıyorsun. bir şey oluyor hatırlıyorsun; göğsünün altında bir balon patlıyor, içinden koyu bir öfke yayılıyor, hatırlıyorsun. şarkılara sığınıyorsun ki bu seni daha da güçsüz kılacak. keşke müziğin içine saklanmaktan başka bildiğin bir şey olsaydı ama elinden başka türlüsü gelmiyor. karşında çok şey bildiğini sanan insanlar oturuyor ama bazı şeylerin yaşla ilgisi olmadığını bilecek olgunluğa erişememişler. ne yapayım ben öyle bilgiyi? bunlar yaşla ilintili değil, yaşadığın şehirler ve içinde bulunduğun yılla da alakası yok. peki, yapıcı olduğu kadar yıkıcı da olan doğurganlıkla alakası var mıdır? belki vardır. bu öyle bir enerjidir ki hem sevmede hem sevmeme de, hem bağlanmada hem de bırakmada kullanılan bir şeydir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder