eduardo galeano etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eduardo galeano etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Nisan 2015 Çarşamba

adiós baba


eduardo galeano'yu tanımam hugo chavez vesilesiyle olmuştur. kendisinin obama'ya latin amerika'nın kesik damarları kitabını hediye etmesi pek manidar bulunduğundan, kitap basında çokça yer almış ve merakımı cezbetmişti. chavez'in muhalif kişiliğine sempati duymam bir yana, bir devlet başkanının bir kitabı çok satanlar listesine sokması ilgimi çekmesi için yeterli bir sebepti. işte bu nedenle alıp okuduğum bu kitap, bana latin amerika'yı tanıtan ve o kıtayla ilgili sorular sorduran kitap oldu. bir eserin koca bir toprak parçasına, o toprağın kültürüne, insanlarına ve diline dair merak uyandırması insan hayatı için oldukça büyük bir etki, iyi anlamda bir darbe. bu nedenle kendi dilimde galeano için toprağı bol olsun demeliyim. adını anmalıyım ki içim rahat etsin. hayatımdan insanlar gelip geçiyor ve gerçek manada içime işleyen o kadar az insan var ki; onlara yeri geldi mi selam etmeliyim. sesli şekilde isimlerini telaffuz edip, yalnızken duaya benzer bir şeyler mırıldanıyorum. bu hayattan bir galeano geçti, benim hayatıma da uğrayıp geçti. 

kendi toprağına aşık; kıtasının taşını, kuşunu, denizini, güneşini çok seven bir adamdan öğreneceğim çok şey var. tıpkı kendi kültürümün insanı yaşar kemal'den öğreneceğim çok şey olduğu gibi. topluma duyulan saf bir insan sevgisinin ne demek olduğunu bilmediğim ya da unuttuğum bir dünyada, kendi toprağı üzerinde yaşayan herkesi koca bir yürekle kucaklamak ne demek bilmiyorum. ortak bağ kuramadığım insanlarla yaşıyorum, günlük hayattaki etkileşimimi minimumda tutmaya çaba sarf ediyorum. galeano ve yaşar kemal bu koşullara rağmen mi insanları bu kadar seviyorlardı, yoksa dünya onlar gençken daha mı ılıman bir iklime sahipti bilmiyorum. yaşlı bir dede olduğunda dahi muhalif damarından en ufak bir taviz vermeyen galeano'ya bakınca gördüğüm şey, inat. inatla yaşamak, inadına davasını savunmak. şu hayat sadece yeme, içme, gezme değil. bana dokunmayan yılan bin yaşasın yeri ya da bugün ne giydim dünyası da değil. adını bilmediğimiz uzak yerlerde, küçük şehirlerde, ücra bir köyde ya da şehirde bir sivil toplum örgütünde çalışan nice insan var. klavyeye ihtiyaç duymadan muhalifler. yaşamaları, yaptıkları şeyi her gün yapmaya devam etmeleri bile sisteme kafa tutan bir davranış. bu insanları görmüyorum, tanımıyorum. ama galeano'yu biliyorum. aldığı her nefeste öfkeli, her şeye muhalif bu insanlar bana umut veriyor. yaşam motivasyonumu şimdilik bu öfkeden ve inattan alıyorum. şevkimi kaybetmemeyi onlardan öğreniyorum. galeano da bu insanlardan biriydi. toprağı bol olsun. 
neyseki kitaplar var.

6 Haziran 2012 Çarşamba

latin amerika'nın kesik damarları


elimde yaklaşık bir aydan fazla süredir eduardo galeano'nun latin amerika'nın kesik damarları kitabı var. uzun zamandır elimde olmasına rağmen henüz yarısına bile gelmiş değilim ama olsun. latin amerika'nın kesik damarları'ndan pek çok kişi gibi ben de hugo chavez sayesinde haberdar oldum. obama yeni başkan olduğu sıralarda chavez bir buluşma esnasında kendisine bu kitabı armağan etmiş ve ardından bu kitabın satışları amazon'da birinci sıraya kadar yükselmiş. hatta bu olaya "amerika'ya tarihi ayar" gibisinden yorumlar yapıldığını hatırlıyorum. kitabı okumaya başladıktan sonra chavez'i merak ettim. öğrendiğime göre bu kendisinin çok satan yaptığı ilk kitap değilmiş. "beni ben yapan şeyler" derken bir sürü kitaptan bahsettiğini gördüm. bir devlet başkanının kitaplara referanslar vermesi ve bu yolla düşünce adamlarını öne çıkarması son derece etkileyici.

latin amerika'nın kesik damarları, beyaz adamın latin amerika'ya gelişiyle başlayan yaklaşık 500 yıllık sömürüyü anlatıyor. ilk başta avrupalılar'ın, ardından da kuzey amerika'nın sömürdüğü latin amerika'nın, bugün neden bu kadar fakir kaldığını anlatıyor. bu kitap sayesinde çalışmak için amerika'ya kaçak giden meksikalıları, dünyanın değişik yerlerinde cüzzi ücretlere razı gelen latin amerikalıları ve belki de bugün brezilya ekonomisinin kötü yerlerden gelip de son derece iyi bir noktaya varmasının ardındaki motivasyonu anlamaya başlıyor insan. kitap sayesinde bilmediğim bir sürü şeyden haberim oldu. örneğin avrupa'nın sanayi devriminde kullandığı ham maddenin direk latin amerika'dan gittiğini bilmiyordum. uzun yıllar boyunca latin amerika madenleri avrupa kıtasına hizmet etmiş. ilk başta iktidar ispanyolların elindeyken, onlar da iki yüz yıl sonra avupalılar tarafından alt edilmiş. hatta galeano bunu, "inek [latin amerika] ispanya'nın ama sütünü diğerleri sağıyor." şeklinde ifade etmiş.

galeano, latin amerika üzerinde doğum kontrolünün yaygınlaşmasını sağlayan amerika'nın aslında niyetinin farklı olduğunu söylüyor. bu konuyla ilgili "latin amerika'da gerillaları dağlarda ve tepelerde öldürmek yerine, rahimlerde öldürmek hem daha kolay, hem daha temiz oluyor." cümlesini kurmuş. bunlar ilginç ve bizim ülkemizde de son derece güncel konular. bu konudan yakın zamana kadar -kürt nüfusu ve doğumkontrolü ilişkisine dair haberler yapılana kadar- haberdar değildim. bu konuda ne düşünmem gerektiğini henüz bilmiyorum ama bana farklı bir bakış açısı sunduğu kesin.

eduardo galeano'nun dili nefret dolu değil. birazcık kızgın olması ise son derece anlaşılır ve bu beni kesinlikle rahatsız etmiyor. böyle bir konuyu bir başkasının elinden, didaktik bir tarzda yazılmış olarak mümkünatı yok okuyamayacağımı biliyorum. bu yüzden son derece akıcı bir üslupla yazılmış bu kitabı okumaktan zevk alıyorum ve amerika deyince neden önce aklımıza abd olan amerika'nın geldiğini şimdi daha iyi anlıyorum (çünkü galeano bundan son derece şikayetçi).

15 Mart 2011 Salı

marie

eduardo galeano'dan bir alıntı:

marie

"nobel ödülünü kazanan ilk kadın oldu ve bu ödülü iki kez kazandı.
sorbonne'un ilk ve uzun yıllar boyunca da tek kadın profesörü oldu.
ve daha sonra, bu dünyayı terk ettiğinde, erkek olmamasına ve polonya'da doğup büyümüş olmasına rağmen fransa'nın büyük adamlarına ayrılan olağanüstü pantheon'a kabul edilen ilk kadın oldu.

on dokuzuncu yüzyılın sonlarında, marie sklodowska ve kocası pierre curie uranyumdan dört yüz kez fazla radyasyon yayan bir element keşfettiler. marie'nin ülkesine atfen ona polonyum adını verdiler. kısa bir süre sonra radyoaktivite sözcüğünü icat ettiler ve uranyumdan üç bin kez daha güçlü bir element olan radyumla deneylerine başladılar. ve birlikte nobel ödülünü kazandılar.
pierre'nin daha o zamandan şüpheleri vardı: onlar acaba cennetten mi yoksa cehennemden mi bir armağan getirmişlerdi? stockholm'deki konuşmasında, bizzat dinamitin mucidi alfred nobel'in davranışının bir örnek teşkil ettiği konusunda uyarıda bulundu:
-güçlü patlayıcılar insanlığın hayranlık uyandıran projeleri gerçekleştirmesini sağladılar. ama bunlar halkları savaşa sürükleyen büyük canilerin ellerine geçtiklerinde korkunç yıkım araçlarına dönüşmektedirler.
kısa bir süre sonra, pierre dört ton askeri malzeme taşıyan bir at arabasının altında kalarak öldü.
marie yaşamaya devam etti ve bedeni bilimsel alanda elde ettiği başarıların bedelini ödedi. en sonunda kan kanserinden ölene dek, maruz kaldığı radyasyon bedeninde yanıklara, yaralara ve şiddetli ağrılara neden oldu.
yeni radyoaktivite krallığındaki buluşlarıyla yine nobel ödülü kazanan kızı irene'i ise lösemi öldürdü."
eduardo galeano,
aynalar. sel yayıncılık. s.267

27 Temmuz 2010 Salı

eduardo galeano diyor ki:

1976 yılında yazılmış sözün savunusu denemesinden:

bugünkü latin amerikan edebiyatının temel işlevlerinden birinin, sıklıkla iletişimi engellemek ya da iletişime ihanet etmek için kullanılan, istismar edilen sözü geri kazanmak olduğuna inanıyorum. "özgürlük" benim ülkemde politik mahkumların yattığı bir cezaevi, pek çok terör rejimine "demokrasi" deniyor; "aşk" sözcüğü insanla otomobili arasındaki ilişkiyi tanımlıyor ve "devrim"den yeni bir deterjanın mutfakta yapabilecekleri anlaşılıyor; "zevk" belirli bir marka yumuşak bir sabunun ürettiği bir şey ve "mutluluk" sosis yemenin verdiği bir duygu. "huzur ülkesi", latin amerika'nın pek çok yerinde "sessiz mezarlık" anlamına gelir ve "sağlıklı insan" denince bazen "aciz insan" diye okumak gerekir.
eduardo galeano, biz hayır diyoruz, metis.