insanın yaşı ilerledikçe hayatla ve kendi varlığıyla kavgasının
bitmiş olacağını düşünürdüm. daha doğrusu
öyle olacağını umardım. eskiden düşündüğümde yıllar sonra daha huzurlu, ruh halinden memnun ve iç dengesini
yakalamış bir insan olmayı dilerdim. halen de istediğim bu. tek fark, artık bu tip şeylerin çok da yaşla ilgisi olmadığını anlamam. insanın yirmi
yaşındayken nasıl buhranlar içinde debelendiyse, elli yaşındayken de benzer
sorulara cevaplar aradığını -eğer halen arıyorsa- düşünmeye başladım. belki artık bir cevap bulma motivasyonu olmadan kendine sorular soruyordur, bilmiyorum ama halen soruların bitmediğine ikna oluyorum. iç huzurun uçucu ve anlık olduğuna dair düşüncelerimin
desteklenmesinden dolayı bir karamsarlığa sürükleniyorum. inanılmaz enerjik, neşeli ve pozitif olduğum dönemler oluyor ama beni meşgul eden sorular hiç kaybolmuyor. seyahat ederken dikkatim başka yerlere yönleniyor. o zaman anın kıymetini bilmeye çalışıyorum. uzun süredir görmediğim bir dostumla bir kahve içme süresince ettiğim muhabbet, benim için en kıymetli zaman dilimi olabiliyor. ama bütün bunlar bitip de yatağıma döndüğümde bir anlamsızlık hissi hasıl oluyor. işte sorun, bu hissi nasıl yeneceğimi henüz tam çözememiş olmam. ruh sağlığı ile fiziksel sağlığın bir bütün olduğunu biliyorum ve kendimi sağlıklı tutmaya çalışıyorum. birilerine, bir şeylere (ilaçlara?) muhtaç olma olasılığı beni ürkütüyor. kendime yetecek zindelikte olmam gerektiğini biliyorum ve kendimi fiziksel aktiviteye, sağlıklı beslenmeye, bir şeyler üretmeye -mesela yazmaya- zorluyorum. müzik sevgimin peşinden koşmak benim için her daim hayati bir dürtüyken, hemencecik bir şeyler üretebilmek adına yeni yemekler denemek benim için emek isteyen bir şey. işte belki de yaşla birlikte gelen budur diye düşüyorum; "doğru" olan ne ise onu yapmak için kendini zorlamak. sen düşünmedikten sonra kimse seni düşünmeyecek. belki annen. bir tek annen iyi olup olmadığınla ilgilenecek ama onun dışında herkes yolunda ilerlemeye devam edecek. işte artık doğruluğundan emin olduğum şeylerden biri bu. hayatta emin olduğum pek fazla şey yok. belki en fazla on şey vardır, o kadar. ama bundan eminim: kendi iyiliğimi benim düşünmem gerek. ben hasta olduğumda bana çorba getiren çok kıymetli dostlarım vardı ancak hepsi haritanın bin bir noktasına dağılmış durumda. bu konuda şanslı olduğumu düşünürüm. ancak ben de bu bağların kurulması için emek ettim. ama ne yazık ki şimdi herkes uzakta. bu yazı bir darbeyle (kalkışma?), bir de yurt dışından gelen dostlarımla istanbul'un çeşitli semtlerinde çokça alkol tüketmekle geçirdim. her gelen beni çok sevindirdiği gibi gidişiyle de hüzünlendirdi. kendimi bazen anne, bazen kardeş hissettim. ama hayatımda ilk kez fark ettiğim bir şey vardı: içimde elli yaşlarında, realizmin doruklarında aksi bir erkek vardı. ben içimdeki erkeğin ilk kez bu yaşımda farkına vardım. meğersem the youth filmindeki ihtiyarlara yakın hissetmemin, bilmem kaçıncı kez lost in translation'ı izlerken kendimi ilk kez bill murray'nin karakteriyle özdeşleştirmemin sebebi buymuş dedim. halbuki şimdiye kadar hep scarlett'tim. sun kil moon dinledim bolca. aynı ben. hatta bu cümlenin sonuna bir ünlem yakışırdı, o derece bir aydınlanma yaşadım: aynı ben! yıllardır mark kozelek dinlerim ama aslında kendimi ona benzetirmişim de fark etmezmişim, bu yaz bunu anladım.
bir yandan inanılmaz bir enerji hissediyorum. kendimi defterlere dökme isteği duyuyorum, sabahlara kadar sürecek uzun zaman dilimlerinde, yorgun düşme raddesine gelinceye kadar bir şeyler yapmak istiyorum. bir yandan da içimdeki miskin erkek sokağa adımını atmak istemiyor, insanlarla muhatap olmaktan kaçıyor. ne kadar çok insan var diyor; ne çok kafa, ne çok kol ve bacak.
bir yandan inanılmaz bir enerji hissediyorum. kendimi defterlere dökme isteği duyuyorum, sabahlara kadar sürecek uzun zaman dilimlerinde, yorgun düşme raddesine gelinceye kadar bir şeyler yapmak istiyorum. bir yandan da içimdeki miskin erkek sokağa adımını atmak istemiyor, insanlarla muhatap olmaktan kaçıyor. ne kadar çok insan var diyor; ne çok kafa, ne çok kol ve bacak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder