içinde yaşadığımız bu aptal sistemin beni mutlu ettiğini söyleyemem. küçükken hayal ettiğim yaşam tarzı sabah sekiz, akşam beş olan bir hayat değildi. hep yaratıcılıkla yapabileceğim bir işim olmasını isterdim. benim mizacıma uygun olan buydu, bundan emindim. bilimsel şeylerle uğraşmayı seviyorum ancak özel sektör için yapılan bilimin -hele de türkiye'de- saf bilim olmadığının farkındayım. o yüzden insanların dünyayı kurtardıkları sanrısıyla yaptıkları işleri abartmaları bana komik geliyor. birtakım şeyler haricinde pek çok şeyin gerekli vakti ayırıp ve azmi gösterince o alanda ortalama ve üstü eğitim alan herkes tarafından yapılabileceğini düşünüyorum. ama bu yaşam şekli, insanı içindeki yaratıcılığı öldüren bir yola itiyor. ben içimdeki üretken damarın günden güne kuruduğunu hissediyorum, içimdeki su çekiliyor. kendimi kendime hatırlatmam gerek. neler severdim, neler dinlerdim diye geriye dönüp bakıyorum. bunların hiçbirini melankolik bir nostalji özlemiyle yapmıyorum. biliyorum ki geçmişe özlem bu yaşımda aradığım son şey. benim tek istediğim özümü hatırlamak. lisedeki ben ne dinlerdi, onu ne mutlu ederdi, sıkıldığında huzuru neyde bulurdu, bunları hatırlamaya çalışıyorum. on beş yaşındaki ben ile şimdiki benin tutkuları aynı. hayatımda bir sürü şey değişti ama müzik hep olduğu yerdeydi. iki sene önce havaalanında ipod'umu kaybettiğimden beri müzik dinleme pratiğim değişti ve telefona kurulu spotify üzerinden ilerlemeye başladım. kendime ceza olsun diye de yenisini almadım. biraz da spotify'ın bana sunduğu yeni keşiflerin cazibesine kapıldım ve arşivcilik yanımı bıraktım. geçen haftalarda oturdum; yıllardır karıştırmadığım harici diskimi karıştırdım. belki sabaha kadar birçok albüm dinledim. beni canlı tutan müzik sevgime sarıldığım sürece kendi özel alanımı yaratabildiğimi düşündüm. odamda duvarlara bakarak müzik dinlerdim. mavi sony discmanim vardı. ankara pasaj abileri vardı, bana çekme cd'ler yaparlardı. arşivimde gördüğüm birçok şeyi uzun süredir dinlememiştim bile. jj72 vardı mesela. ah şimdi kimler hatırlıyordur acaba? büyük bir merakla ve açlıkla bulduğum her şeyi okuduğum, dinlemek için bir kenara not ettiğim yaşlarımda takıla takıla dinlediğim albümler vardı. galaxie 500 mesela, strange şarkısı hayatımda en çok dinlediğim şarkılardan biri olmalı diye düşündüm. slowdive dergilerden öğrendiğim bir gruptu, souvlaki'nin kişisel tarihimde hatırı sayılır bir yeri vardı. alison geceleri kulaklıkla uyurken dinlediğim bir şarkıydı. lise çağında müzik namına birçok şeyi öğrendiğim yerli müzik dergileri yazarlarına bütün bir müzik arşivimi borçluyum. bazı şarkılar var ki kıyıda köşede kalmış, bazı şarkılar var ki bir müzisyenin gizli kalmış mücevheri olmuş. bunları öğrendiğim insanlar vardı. birilerinden bir şeyler öğrenmek güzeldi. şimdi bu açlığımı tatmin edecek kimse yok. bu beni eksik hissettiriyor. yalnız ya da kötü değil, eksik. çünkü biliyorum ki (cümleye çünkü ile başlanır mı?) müzik de bu hayatla bağ kurmanın yollarından biri ve ben başkalarının müzik üzerinden anlattığı hikayelerde bir sebep buluyorum. bu sebep ne için, bilmiyorum. en iyi dostluklarımı müzik üzerinden kurdum. bu bir sebep mi mesela? şimdi değil, şimdi yapmam ama on beş yaşındayken bir çocukla aynı müzikleri dinlemek onu sevmek için yeterli bir sebepti. sıkı bir dostluk için müzik bir nevi çimentoydu. hiç pişman olmadım. biliyorum ki artık böyle şeyler bir daha olmaz. kendi müzik sevgim ve tutkum içinde yalnızım. bunu gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendiriyor ve üzülmüyorum. benimki bir tespit. bu şarkılar içinde kendimi hatırlıyor, sarılmam gereken şeyin ne olduğunu beynime kazıyorum. kendime wilco ile veda ediyorum.
sevgiler.
2 yorum:
jj72'yu ben hatırlıyorum. ilk kasetlerimden biriydi kapkara kapağı ile. 2. albüm ile göçüp gitmeseydi keşke. bascısı çok güzel bir kadındı, benim kahraman gibiydiler. şarkıların sözleri çok güzel hikayeler anlatıyordu. 2. albümü cd olarak almıştım paraya kıyıp. tam bir ergenlik dışavurumu gibiydi benim için. şimdi tekrar dinlerken bile üzülüyorum. keşke böyle olmasaydı.
jj72'nun başçısının yüzünü ben de çok net hatırlıyorum. bir de işin içinde "rock grubunda basçı kadın olmak" coolluğu vardı tabii. siyah albüm kapakları ve gizemli isimleri ile ilgili joy division'a gönderme gibi söylentiler okuduğumu hatırlıyorum. ama jj72 orada da cool kalıp hiçbir doğrulama/açıklama yapmamıştı. neden bilmiyorum, ben de dinleyince hüzünleniyorum. belki dediğin gibi belli bir döneme işaret etmesi açısından olabilir. ergenlik nasıl geçiyorsa, onlar da geçip gittiler. ben de çekme albümümü saklıyorum, sevgiyle anıyorum.
Yorum Gönder