yaklaşık bir yıldır aklımda istanbul'dan gitmek var. kimi zaman burada son zamanlarımı yaşıyormuşum gibi hissediyorum. bugün gün içerisinde ofis arkadaşımla hava almak üzere çatıya çıktığımızda ufukta beliren gökkuşağını gördüm. hemen arkadaşımı dürttüm ve birlikte birkaç saniye renkleri parlak, pırıl pırıl görünen gökkuşağını seyrettik. eskilerin bir huyu vardır, ben hep yaşlı kadınlarda gördüm, gökkuşağı görünce bir dilek dilerler. ben de bugün gökkuşağını görünce umarım kısa zamanda buradan giderim dedim. nereye olduğuna dair bir fikrim yok. iyi hissedebileceğim bir yere, belki ankara'ya ama mümkünse sevdiğim birilerinin olduğu bir yere.
bir yıldır dönem dönem nüksediyor bu gitme fikri. son iki aydır ise en yoğun şekilde hissettiğim dönem oldu. ülke bu haldeyken kendi varoluşsal sorunlarıma kafa yormak büyük bir lüks, farkındayım. ancak ne yazık ki içine girdiğim ruh halinden "bu bir lüks ve yapmamalıyım" diyerek çıkamıyorum. geçen aylarda gitmek için daha uzakları düşünürken şimdi ankara da olur raddesindeyim. kafamda hep artı ve eksi listesi çıkarıyorum ve her defasında istanbul'daki artılar listemin ilk sırasına (zaten bir-iki madde var) buradaki konserlerin çeşitliliğini ve bolluğunu koyuyorum. geldiğimden beri bu şehirle iletişimim neredeyse sadece müzik üzerinden kuruldu. bunu genişletmeye ve çeşitlendirmeye pek gönüllü olmadım, kabul ediyorum. hep biraz uzak kaldım. bunun nedeni de kendimi geldiğim andan beri gidici olarak hissetmemdi (hikayenin sonunda gidemezsem gerçekten komik olur). bavulum hep elimi uzatsam yakalayacağım mesafede durdu. üstteki dolaba kaldırma ve kendime yer açma gereğini bile görmedim. şu sıralar kendimi tekrardan artılar ve eksiler listesi yaparken buluyorum ve müzik yine artılar listemdeki birinci sırayı alıyor. maddi manevi tüm gücümü konserlere yatırmaya devam ediyorum. bu vesileyle geçtiğimiz perşembe ve cumartesi akşamı gittiğim iki konserden bahsetmek istiyorum.
perşembe akşamı salon iksv sahnesinde ingiliz caz üçlüsü mammal hands vardı. piyano, davul ve saksafondan oluşan ekip 2012 yılında kurulmuş ve henüz iki albümleri var. o akşam gördüğümüz üzere oldukça genç ve yetenekliler. kendileri yaptıkları müziği caz, folk ve elektronika karışımı olarak yorumluyor. grubun her üyesi farklı müzik tarzlarından etkilenmiş. saydıkları isimler arasında coltrane de var, philip glass da shiris kumar da. isimlerinin sürekli birlikte anıldığı ve benim de onları tanımama vesile olan grup ise gogo penguin. aynı plak şirketine (gondwana records) bağlılar ve birlikte turluyorlar. o akşam gördüğümüz üzere mammal hands sahne üzerinde çok enerjik bir grup. o an, orada olmaktan zevk aldıkları her hallerinden belli ve bu deneyime ortak olmak beni çok mutlu etti. saksafonu sahnenin ortasına alarak davul ile tatlı tatlı atışmaları, her bir enstrümanın kendi solosunda diğer ikisinin onu hayran hayran seyretmesi beni etkiledi. ne zaman davul ya da piyano solosu olsa saksafonu çalan müzisyen enstrümanını bırakıp kenara çekildi. o akşamdan müziğin haricinde aklımda kalan, sahne üzerindeki üç müzisyenin birbiriyle uyumu, iletişimi ve bakışmaları oldu. gecenin sonunda benim birincil müzik arkadaşım olan amcam için onlara bir cd imzalatmayı başardım. benden amcama hediye.
cumartesi akşamı ise salon iksv sahnesinde israilli basçı avishai cohen vardı. kariyeri boyunca chick korea, herbie hancock, bobby mcferrin gibi isimlerle çalışmış avishai cohen adına bir şeyler söylemek benim ligimi aşıyor. sonra rezil olmayalım. o akşam avishai cohen trio adıyla sahnede olan ekipte kendisine piyanist omri mor ve davulcu itamar doari eşlik ediyordu. avishai cohen'in sık sık değişen bir triosu var ve çoğunlukla gençlerle çalıyor. kendisini övmek beni aşacağından ibreyi diğer iki müzisyene çevirmek istiyorum. omri mar klasik müzikten caza birçok farklı ekiple dünyanın değişik yerlerinde çalmış. israil senfoni orkestrasıyla konserler vermiş. itamar doari ise henüz otuz yaşında ve şimdiden birçok önemli orta doğulu müzisyenle çalışmış, ömer faruk tekbilek'ten johnny greenwood'a birbirinden farklı isimlerle ortak çalışmalar yapmış. o gece avishai cohen albümlerinden çaldığı kadar ekibiyle birlikte doğaçlama da yaptı. davulcu itamar doari'den gözlerimi alamadım. avishai cohen kendisini tanıtırken inventor kelimesini kullandı. nedeni olarak da kendi davul sistemini kurmasını söyledi. davulunun üzerinde kendisinin sonradan astığı belli olan ziller vardı. üç kere bis yapan cohen iki tane de ispanyolca şarkı söyledi. anneanne tarafının izmir'den göç ettiğini anlattı ve bu toprakları sevdiğini söyledi. araştırınca öğrendim ki anne tarafı sefaradmış ve ispanya'dan izmir'e, oradan da israil'e göç etmişler. ne muazzam bir etnik karışım diye düşündüm. ortadoğu, israil, avrupa. sonrasında amerika. acayip bir kültür. o akşam dinleyiciler arasında kulağıma çok defa arapça konuşmalar geldi. müzik dedim, ne ilginç, ne güzel. israilli bir müzisyenin konserinde ön sıra komple araptı. konser sonunda hayatımda ilk kez bir playlist kapmayı başardım. ergenliğimi yeni yaşıyorum. sanırım bir sonraki adımım sevdiğim grubun tişörtünü giymek olacak.


