çizim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çizim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2016 Çarşamba

sürü

kafamın içinde bir ses var, sürekli benimle konuşuyor. bir ben var benden içeri ki hiç susmuyor. zihnim hiç kapanmayan bir bilgisayar gibi sürekli işliyor. aynı anda bir sürü şeye bölünüyor, eş zamanlı işlemler yapıyor. bu dağınıklık beni yoruyor, huzursuz ediyor. bazı şeyleri konuşacak gücüm yok. içimden başka bir varoluşun izini sürmek geliyor. david foster wallace'ın yazılarında (ya da youtube'da izlediğim röportajlarında, tam hatırlamıyorum) birkaç kere kullandığı bir tabir var, mental landscapes, işte ben de bunun peşine düşmek istiyorum. insandan uzakta, doğanın içinde hayvanları ve bitkileri uzun uzun izlemenin hayalini kuruyorum. kuzu, koyun, keçi, inek, öküz gibi hayvanları okşamak, kedilerle bakışmak istiyorum. uzaylılar da olabilir. yeter ki insan dışı olsun. 

şu hayatta yapmak istediğim şeylerden biri sürü gütmek. bu işi kendim yapamayacağım için bir çoban sürüsünü güderken ona eşlik edebilmeyi umuyorum. toprak nasıl bereketliyse tıpkı onun gibi bereketli olan küçükbaş ve büyükbaş hayvanların yanında zaman geçirsem mesela.  insandan başka bir canlıyla iletişim kurmak  ve ona dokunmak istiyorum. "what a piece of work is a man" demiş sheakespeare, doğru demiş. yaşım ilerledikçe hümanist bir insan olmadığımı fark ediyorum. içimdeki adalet hissinin peşinden gittikçe sivrildiğimi ve kara koyun olduğumu görüyorum. başıma ne geliyorsa bundan geliyor. iyi bir insan olmak istiyorum ama buralarda içimdeki iyilik kayboluyor. bu bende sıkıntılara sebep oluyor. sıkıntımın peşine takılsam dipsiz kuyulara dalacağım. halbuki artık yeşerebileceğim ve yüzümü güneşe dönebileceğim toprağı bulmak istiyorum. içimdeki iyi niyeti, umudu ve sevgiyi kurutmayan bir ortamda nefes almanın hayalini kuruyorum.

al yanaklı pandaya kahve ikram ettim. canım benim, kırk yıl hatırı var dedi. 

24 Temmuz 2016 Pazar

ayı kardeş serisi

      ayı kardeş serisi 1 numaralı resim: bundan sonra en çok hayvanları seveceğim temalı çalışmam

dün metroda laptop çantamı açtırdılar. iş icabı büyük ekranlı ve hantal bir laptopum var. sanırım büyüklüğü dikkat çekti, bilemiyorum. bunun içinde ne var dediler. laptop dedim. açabilir misiniz dediler. açtım. herkes elini kolunu sallayarak geçerken neden beni durdular şimdi diye alındım. halbuki kendi halinde, risk teşkil etmeyen bir görünümüm olduğunu düşünüyordum. acaba laptopum ile yürürken okumuş biri gibi mi göründüm. okumuşun şerrinden hepimizi koru yarabbi.

bütün hafta sadece bir kere sahilde yürümek dışında iş-ev arası gidip geldim. haftanın sonuna geldiğimizde o kadar bunaldım ki dün akşam içimde kilometrelerce yürüme isteği belirdi. eve gelir gelmez üstümü değiştirdim ve cadddebostan'a indim. oradan da fenerbahçe'ye kadar hiç durmadan yürüdüm. yürüdükçe açıldım. insanlar normale dönmeye çalışıyor gibiydi ve belki kendimi kandırmak olacak ama bu beni memnun etti. hayır, bu gerçekleri gözardı etmek değil ama ne bileyim, yaşamaya devam etmek ve vazgeçmemekti belki. bilemiyorum, tek isteğim günlük rutinlerimi normal bir şekilde devam ettirebilmekti. bisiklete binenleri, paten kayanları, çimlerde oturanları görünce benim de hayatımı olağan akışına döndürmem gerektiğini düşündüm. aksi takdirde akıl sağlığımı yitireceğimden korkuyorum. kalbim hala ağrıyor. içimde bir endişe var ki yok olmuyor. bu hafta bedenim bana fiziken bir tepki verdi. gün içinde bir-iki kere bir an geldi ve karnıma iğneler batıyor gibi oldu. kırmızı kırmızı noktalar belirdi ve bir kaşıntı gelip geçti. google'da arattım: vücuda iğne batması hissi diye. bir sürü fiziksel şeyi sıralamışlar ama bana dediği "sıkıntıdan yavrucuğum, sıkıntıdan." en azından vücudumun böyle tepkiler vermesini önlemeliyim. bunun önünü kesmeliyim. daha önceden geçtiğim sıkıntılı dönemlerde aldığım tavsiyeler hep bir rutin oluşturma üzerineydi. yıllar içinde bunu ben de fark ettim. moralimi bozan bir şey olduğunda artık depresif bir moda bürünüp yorgan altına girmektense kafamı meşgul edecek şeyler bulmaya çalışıyorum. ard arda börek, çörek, kek pişiren kadınları ilk kez üç dört sene önce anladım. ben de bir şeyler pişirmek istiyorum ve yemek yapıyorum. taze fasülye, kabak, bamya pek güzel. bu darbe ve karşı sivil darbe ikilisinden benim yanıma kâr kalan bir tek kağıtları bitirircesine yazmam oldu. hatta tekrardan blog yazmaya bile başladım ki bu benim için yeterince ilginç.

dün sahilde yürürken dakikalar geçtikçe kalp ağrımın hafiflediğini ve kaybolduğunu fark ettim. yaşamın içine katılmam gerektiğini düşündüm. bir süre daha kalabalık yerlere gidemezdim ancak elimden geldiğince kendi hayatımı normale döndürmeliydim. çantamı mı kontrol edecekler, buna yapacak bir şeyim yok, etsinler. geçen hafta bugün hiç susmayan whatsapp grupları korkudan artık ses etmez oldu. annem bile telefonu kapatırken "hükümetimiz en iyisini bilir" diye kapatıyor (to be on the safe side). bir yandan gülüyorum, bir yandan geleceğime dair endişeleniyorum. benim tek istediğim gençliğimi yaşamak (eğer hala gençsek?) ne zaman şu ülkeden dışarı adımımı atsam enerji patlaması yaşıyorum, kendimi tanıyamıyorum. ama yaşlanan ailemi ve arkadaşlarımı bırakmak da istemiyorum. ben böyle düşündükçe arkadaş grubunda odadan en son çıkan ve çıkarken ışıkları söndüren kişi olmaktan çekiniyorum. bu da başka türlü bir yalnızlık getiriyor. kendi memleketinde herkesi bir bir yolcu ederken geride kalan kişi olmak hüzünlü. giden arkadaşlarım için en iyi şeyleri diliyorum. umarım ben de kendi iyimi bulurum.

                           ayı kardeş serisi 2 numaralı resim: arkadaşımla gökyüzünü seyrediyorum temalı çalışmam

dün yürürken ev arkadaşım aradı. eğer hala sahildeysem yanıma geleceğini söyledi. eve girmeye niyetim yoktu, onu bekleyebileceğimi söyledim. bir süre sonra yanıma geldi ve biraz da onunla yürüdük. sonra biz de çimlere oturduk ve gelip geçen köpekleri, bir taşın üstüne kıvrılan kedileri seyrettik. uzun uzun hayvanlar alemini inceledik. tüylerini, ayaklarını, yüzlerindeki ifadeleri. onları seyrettikçe yumuşadığımı hissettim. içime bir huzur geldi. sanki geçen hafta bu saatte yanı başımıza atılan bombaları duyan ben değildim. sanki geçen hafta bu saatlerde pencereleri zangır zangır titreyen bir evde yanı başında annesi ağlayan ben değildim. bu şirin köpeklere ve kedilere sarılmak istedim. bir süredir resme tekrardan dönüş yapmıştım (bu da ayrı bir hikaye). sonra darbe içimdeki resim sevincini bıçak gibi kesiverdi. kendi kendime dedim; işte benden almaya çalıştıkları bu. izin vermemem gereken bu. elimdeki tek ömrü almalarına izin vermemeliyim dedim. geçen haftaya kadar müzik dinleyip, resim yaparken şimdi neden paralelize olmuş gibi salonda oturuyorum dedim. yaşamaya devam etmem lazım. kimseye inat olsun diye değil, kendim için hayata devam etmeliyim. sağlıklı olan bu. benim kendime karşı bir sorumluluğum var; o da ruh halimi belli bir noktanın üzerinde, stabil olarak muhafaza etmek. bu nedenle bu sabah bir haftanın ardından tekrardan çizim yapmaya başladım. hayvanları çizmeye karar verdim. hayatımda ilk kez hayvanları resmediyorum. bu nedenle zorluk yaşıyorum. bir seriye başladım: ismi ayı kardeş serisi. ilk resim, artık sevgimi sadece hayvanlara vereceğim temalı. ikincisi de ayı kardeşle gökyüzünü seyretmek üzerine. ikincisinde ayı kardeşi biraz büyük kedi gibi çizmişim ama olsun. ayı arkadan nasıl çizilir ya?

ayı kardeş başta olmak üzere tüm hayvanlar alemine sevgi ve selamlarımı iletiyorum. 
geyik kardeş yolda. 
to be continued...