sheffield seyahatinin ardından hep richard hawley dinliyorum. dinlerken gözümün önüne sheffield'i getiriyorum. nasıl ve ne zaman olduğunu hatırlamıyorum (ama hangi şarkı ile olduğunu hatırlıyorum: tonight the streets are ours) ama yıllar önce richard hawley ile tanıştığımdan beri kendisini seviyorum. onu, gitarıyla kendi hikayelerini anlatan erkeklere duyduğum ilginin kaynaklarından biri olarak görüyorum. takım elbisesiyle romantik şarkılarını söylediğini gördüğümden beri zihnimde tam bir centilmen olduğu algısı oluşmuştu. halen de öyle. şimdi onun şehrini ziyaret ettiğimde aklıma tekrardan düştü. orada sadece dört güncük geçirdim ancak içimde yer etti. belki bağlanacak bir şeye ihtiyaç duyduğumdandır, bilemiyorum. bir hayale tutunmak gibi bir şey. richard hawley'i hep severdim ama şimdi onun şarkılarına, albüm kapaklarına koyduğu şehrini gördükten sonra şarkılarıyla başka türlü bir bağ kurabileceğimi düşünüyorum.
coles corner albümünün kapağına yerleştirdiği coles corner, gerçek bir yermiş. gidip gördüm ancak şimdi hsbc bankası olmuş. bilmediğim şeyleri ise yeni öğrendim. örneğin lady's bridge albümü gerçekten olan bir yermiş. sadece burası da değil; sky's edge albümü de yine bir tepenin ismiymiş. ya da çok sevdiğim naked in pitsmoor şarkısındaki pitsmoor, orası da meğersem gerçekmiş.
havadan mı yoksa ruh halimden mi bilmiyorum ama kendimi pek romantık hissediyorum. böyle biri değildim ya da bu yönümü bu yaşıma kadar hiç fark etmemiştim. jane austen romanlarındaki eski zaman inceliklerine, zamanın yavaşlığına ve eski modalılığa kendimi şu an yakın hissediyorum. tam şu an, şu saat. yağmurlu bir havada, bir ingiliz tepesini elinde şemsiyesiyle aşan, saatlerce yürüyen ve belki de sonunda sevdiği adama ulaşan kabarık etekli bir jane austen kahramanı olabilir miyim?
bütün şarkılarını sevdiği kadına yazmış, aşk ve sevgi dolu sözleri ardı ardına sıralamış richard hawley şarkılarını dinliyorum. ilk albümünden son albümüne kadar, aralıksız. romantik gitar melodileri içinde kayboluyor, hayallere dalıyor ve bu tatlı melankoliden çıkmak istemiyorum. acılı, hüzünlü ve depresif değil; romantik, nostaljik ve sevgi dolu sözlerde kendimi kaybediyorum. centilmen olduğunu hayal ettiğim bir adamın müziği kalbimi yumuşatıyor, beni en son yıllar önce okuduğum romanların içine sürüklüyor. böylesine romantizm beni gerçek hayattan uzaklaştırıyor.
aşağıda paylaştığım video lou reed'in i'm waiting for the man parçası için yaptığı bir cover. o kadar kendisinin şarkılarından bahsettim ancak gitaristliğine övgü düzemedim. bu sebeple bu parçayı paylaşıyorum. singer/songwriter ailesinden gelenlerde gitaristlik hep bir nebze geri planda kalıyor. ancak richard hawley bunun istisnalarından. keşke müzik hakkında teknik bilgim olsaydı da ardı ardına havalı cümleler sıralayabilseydim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder