youtube'da oradan oraya gezinirken karşıma shearwater çıktı. eski tanıdık ama eski dost değil. yani hiçbir zaman o kadar yakın olmadık, ne shearwater'la ne de okkervil river'la. ama yine de winged life albümünü çok döndürmüşlüğüm var lisede. bağımsız filmlerin sahne arkası müziği olarak hatırlayıp da daha fazlasını biçmemişim onlara. bu kötü bir şey demek değil, kötülemek ya da değerini düşürmek için söylemiyorum. hem filmin hem de hayatın arka fonunda çalan ve insanı rahatsız etmeyen, belki de ona dinginlik getiren bir müzik icra etmek o kadar önemli ki. dinleyip de sildiğim, hem aklımdan hem de hard disc'imden sildiğim shearwater'ı yatağa sırtüstü uzanarak dinliyorum şimdi. boynum çok ağrıyor ve başımın altına yastıklar koyup winged life'ı dinliyorum. gözümden iki damla yaş süzülüyor. bazen fiziksel acı dayanılmaz oluyor ve ben hangimizin acısının daha büyük olduğunu düşünüyorum; benimki mi yoksa anneminki mi? elbette anneminkinin olduğunu biliyorum ve elimden başka bir şey gelmeyeceğini görüp her şeyi olduğu gibi bırakıyorum. pek az şey umrumda. insanların çoğu çekilmez. insanların çoğu çekilmez çünkü bazen sahip oldukları salaklık boyutuna inanamıyorum. bazı insanlar o kadar salak ki... mesela geçen gün bankada sıra bekliyordum. bir kadın bir işlem yaptırmak istiyordu ama kimliği yanında olmadığı için yaptıramadı. bankacı, kimliğiniz olmadan olmaz dedi. sonra sıra bana geldi ve ben işlemimi yaptırırken deminki kadın yine geldi ve "işlem hiç mi yapılmıyor? yapsanız ne olur ki?" dedi. bankacı, "olmaz hanımefendi kimliğiniz yok" diye yanıtladı ve kadın yine ısrar etti ("hiç mi yapılmıyor?", hayır biraz yapılıyor demek istedim.) bankacı son derece kibar bir şekilde yine olmayacağını belirtti. içimden o kadar sinirlendim ki, bankacının sabrına ve kibarlığına şaşırdım. o an ekmek parası dedikleri şeyin işte bu olduğunu gördüm: normalde sinirlenecekken sinirlenmemek ve kibar olmak. bir işlem kimliksiz olmuyorsa yüz kere daha sormanın ne anlamı var, insanlar ne kadar salak diye düşündüm. sonra bir gün de süpermarketlerin birinde sıra beklerken yan kasalardan birinde bir kadının kasiyere bağırıp çağırdığını duydum. birden herkes onlara bakmaya başladı. olayın ne olduğunu anlamadım ama kasiyeri koruma ihtiyacı duydum. bir şey deme gerekliliği hissettim ama diyemedim. o sırada market görevlileri geldi ve kadını sakinleştirmeye çalıştılar. kendi kendime düşündüm, en fazla ne olabilir ki dedim. bir ürünü fazladan okumuştur, yanlış okumuştur vs. bunların hiçbiri geri dönülemez şeyler değil ki. bir insan sırf kendisi o markette para harcıyor diye kasiyer kıza diklenme hakkını nasıl kendinde görüyor? ne salak insanlar var dedim, ne gerizekalılar. sonra bir de hastaneler var tabii. son zamanlarda o kadar çok vakit geçirdim ki oralarda, insanların salaklıklarını görünce diyecek söz bulamadım. annem doktor odasında ve o sırada hemşire doktora dosya vermek için içeri giriyor. çıkarken kapı azıcık aralık kalıyor. yanımda bekleyen bir karı koca var. adam ellili yaşlarında. annemi kastederek, hasta halen çıkmadı off falan diyor. içimden sanki keyfinden çıkmadı diyorum. adam sonra gidiyor ve kapı aralığından içeriyi izliyor. bakıp geri çekiliyor, yürüyor, sonra gene gidip kapı aralığından bakıyor. yanımda oturan karısına gelip; konuşuyorlar diyor. hıyar herif, sanki muhabbet ediyorlar diyorum içimden. sonra yine kapı aralığından gözlerini uzatıyor. bu sefer dayanamıyorum ve gidiyorum kapıyı çekiyorum. adam utanıyor ve ne diyeceğini bilemiyor. annem içeriden çıktığında da benim içerdeki hastanın yakını olduğumu anlıyor ama ben adamın ifadesine bakmıyorum. kazık kadar adam olup da halen doktor odasına kafasını uzatma eylemini gerçekleştiren adam salak değil de nedir diye düşünüyorum.
bütün bunlardan sonra insanlarla bire bir iletişim içinde olunan mesleklerin ne kadar zor olduğunu bir kez daha anlıyorum. bankacılar, doktorlar, kasiyerler, öğretmenler, garsonlar, sekreterler, postahane çalışanları vs. hepsinin işi çok zor. sürekli insanlara laf anlatma halindesin. arada anlamayanı var, ısrar edeni var, boğazına yapışanı var, asabisi var falan. hepsine kibar davranmak ve her zaman çok sabırlı olmak zorundasın. insanlar o kadar salak ki bütün ömrün onlara laf anlatmakla geçiyor. kimse tabela okumuyor ve önünde yazılı olmasına rağmen gelip her şeyi sana soruyor. ama bir şey diyemiyorsun çünkü o işten para kazanıyorsun. başlarda yanlış meslek mi seçtim diye düşünüyordum ama işin bu kısmını düşününce insanlarla değil de makinalarla çalıştığıma memnunum. hatta derin bir oh çekiyorum.

