bowerbirds etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bowerbirds etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2012 Pazar

bir kuş gelip pencereme konmasın mı?

bir süredir kendi içime bakmaya korkuyorum. hangi yazarındı, nerede vardı hatırlamıyorum ama birinin buna benzer bir lafı vardı. sanırım bu kendi içine bakmak ve korkmak anatemalı eylemi ondan ödünç almışım, benim lafım değil; ama bundan sonrası benim düşüncelerim. kendi içime bakınca korkuyorum ama dünyaya bakınca umutlanacak bir şey buluyorum. bu bir tezat gibi duruyor ama bence değil. kendi içimde değil fakat günlük hayatta umudumu yeşertecek bir şeyler buluyorum. ülkede, dünyada olup biten şeylerde beni umutsuzluğa sürükleyen ve moralimi bozan bir sürü şey oluyor; ama ne zaman içimi aydınlatan bir şey olsa, bunun kaynağı da yine sokaklar, başka insanlar, başka dünyalar. kendi içime bakıp da umutlandığım yok ama başka bir manzaraya bakıp da umutlandığım çok. sokaklardan, ülkeden, dünyadan, haber bültenlerinden, gazete yazılarından kötülük aktığı zamanlar çok; fakat benim için iyilik akan tek yer de yine bütün bu kötülüklerin geldiği kaynağın ta kendisi, yaşamın ta kendisi. bazen küsmek istediğim zamanlar var fakat yakınma hakkını kendimde görmüyorum. "insan başkalarına bakarak halinden memnun olmalı" anafikriyle yetiştirilmişiz. bu toprağın kültürü de bu, ne yapalım. inançlı biri olsam bunun karşılığı şükretmek olabilirdi ama şimdi tam olarak neyin karşılayacağını bilemiyorum. kanaat etmek mi acaba? ya da yetinmek?

ben uzun bir süredir yeni bir şey dinlemek istemez ve sadece bon iver, marissa nadler, olafur-peter-nils kankaları dinlerken, bowerbirds orta anadolu coğrafyama güneş gibi doğdu. bu arkadaşları dinleyip de şu hayata nasıl küsebilirim diye düşündüm. köyüm olsa yaza köye gitme planları yapardım. şirin ineklerden süt sağılışını izler, eğer inekçikten korkmazsam ben de denerdim. heidi çizgi filmindeki ekmeklerden yer, komşunun çocuğuna çarpım tablosu ezberletirdim. ben bunların hiçbirini on gün önce olsa düşünmezdim. ama bowerbirds'ün yeni albümünü dinleyince düşündüm. onlar beni mutlu ettiler, dilerim kendileri de mutlu olsunlar.

aşağıdaki videoda the clearing'in yapım aşamasını ve yaşadıkları evi anlatmışlar. bu albümün önce ayrılıp, sonra barışma albümü olduğunu öğrenince şaşırdım (araya magazin sıkıştırmasam olmazdı).

4 Mayıs 2010 Salı

uyandığımda 'northern lights' şarkısı çalıyordu. elbette ki bir güneyli kuzey ışıklarını bilemezdi.


bazı sabahlar yataktan çıkmak zor geliyor. koca gün daha başlamadan gözümün önünden gelip geçiyor. o vakit kalkmamı kolaylaştıracak bir neden arıyorum. bazen buluyorum, çoğu zaman bulamıyorum. kimi sabah beyaz peynir, ekmek, yanında da çay istediğim için daha kolay çıkıyorum yataktan. bazı sabahlar da saçımı tarayınca nasıl olacağımı görmek istediğimden kalkıyorum. gece yıkadığım ve henüz şampuan kokan saçımı açık bırakınca, gün içinde ara sıra şampuan kokusu burnuma geliyor; kendimi temiz hissediyorum. temizlik hissi içimi ferahlatmaya yetmiyor belki fakat kısa bir anlığına da olsa iyi hissetmemi sağlıyor. bazı günler dersin başlangıcına dek olan o on beş dakikada içtiğim kahvenin beni kendime getirişini seviyorum. yüzüme soğuk su çarpmışım gibi, sabahın köründe buz gibi denize girmişim gibi irkiliyorum. bu sabah sıla'yı arayacağımı bildiğim için yataktan çıkabildim mesela. koskoca bir günü tek bir telefon konuşmasına bağlamanın zavallı bir durum olduğunu düşünebilirsin. beni amaçsız biri gibi görebilirsin. sana katılmadığımı söylerim bir tek, yanlış anlamanı düzeltmeye uğraşmam; çünkü düzeltmeyi istemem. eğer öyle düşünüyorsan bilirim ki hayatının hiçbir döneminde birinin sesinde kaybolmak istememişsin. eğer isteseydin beni anlardın. ben bekledim; arkadaşımla konuşacağım an, bana sabah saatindeki tüm dersleri çekilir kıldı. sadece bir ses aradım. beni rahatlatacak ve bana güven verecek bir sesin içinde kaybolmayı diledim. zaman ve mekan kısıtlaması olmaksızın sevdiğim birinin yanında olmak istedim. bildiğim tüm matematiği unutup sadece tek bir düzlem yarattım. istediğim herkesi kendi düzlemime koymayı tasarladım. bunu nasıl yapacağımı bilemedim ama vazgeçmedim de. neyseki telefon vardı. ya bir de olmasaydı? küçük şeylere bağladım günleri. neyi beklediğimi bilmeden beklemeye koyuldum.

gün geliyor koca evrende bir ses arıyorum. seslendiğimde beni tanıyacak bir komşu istiyorum. gün geliyor bir şarkıdaki söz beynimden hiç gitmiyor. dinlerken benimle aynı yere takılan var mıdır? saçmasapan şeyler hakkında uzun uzadıya konuşmak istiyorum. haberleri dinliyorum, haberler kötü. "önce iyi haber mi yoksa kötü haber mi?" diye sormuyor kimse; çünkü haberler hep kötü hep kötü. o zaman gerçeklikten kaçmayı düşünüyorum. sesler kendi odamı inşa etmeme yardımcı oluyor. ben olmak istediğim yerde oluyorum.