ólafur arnalds etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ólafur arnalds etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2012 Cumartesi

ólafur ile nils, arkadaşım ile ben

birkaç gün önce bir şey oldu. birkaç arkadaş genişçe bir masada oturmuş, sıkıcı işlerle uğraşıyorduk. herkesin bir noktadan sonra dikkati dağıldı ve yaptığımız işten uzaklaştık. başka şeylerin muhabbetini yaptık, oyalandık. beraber iş yaptığım arkadaşlar samimi olduğum insanlar değillerdi, kimse kimseyle samimi değildi. o yüzden vakit kaybettirici konuşmalarımızda bile belli bir ölçü ve kontrol vardı. masadakilerin çoğunun kahve/sigara/hava bahanesiyle masayı boşalttıkları bir zaman diliminde, yanımda oturan arkadaş masaya başını koydu ve çok uykusu olduğunu söyledi. yorgun olduğunu görebiliyordum. birkaç dakika öylece kaldı. sonra başını kaldırmadan canının çok sıkkın olduğunu ama neden sıkıldığını bilmediğini söyledi. olur öyle dedim, bu aralar benim de canım sıkkın diye ekledim. sonra o gözlerini ovuşturdu, bir ara başını masadan kaldırdı ama sonra yeniden koydu. bu sefer başı masada, bana bakarak konuşuyordu. eskiden bu uğraştığımız şeyi yaparken çok zevk alırdım dedi, şimdi ayaklarım geri geri gidiyor gelirken. niye dedim, bilmiyorum dedi, sanırım biraz sıkıldım. bir şey demedim bir süre, düşündüm. benim de öyle galiba dedim. aman bunu bizimkilere söylemeyelim dediğimde güldü. bir süre önce bu işi yaparken öyle mutlu oluyordum ki anlatamam; birkaç ayda bu hale gelmeme şaşırıyorum dedi. bütün bunları söylerken başı halen masadaydı. o bütün bunları anlatırken benim içimden onun başını okşamak geçti. çok güçlü bir şekilde yanımdaki çocuğun başını okşama isteği duydum. saçlarına dokunmak, boşver ya sıkma canını demek, hem zaten hangimizin canı sıkılmıyor ki demek istedim. bu dokunma isteğinin kaynağı, karşıdakine o anda duyulan fiziksel/kimyasal çekim değildi; ancak içimden gelene engel olmasam, muhtemelen öyle anlaşılacaktı. bunu bildiğimden hiçbir şey yapmadan durmaya devam ettim. canının ne kadar sıkkın olduğunu anlatan ve uyuma ile uykuya karşı direnme halinde olan çocuğun başını okşamamak için kendimi zor tuttum. son zamanlarda canı en az benim kadar sıkılan bu kişiye dokunarak, aslında ondan ziyade kendimi rahatlatmak niyetinde olabileceğimi düşündüm. bazen akıp giden hayatı hissedebilmek için bir başkasına dokunmam gerekiyor. bunun illa sevdiğin insan olması gerekmiyor. bir dostumun sırtını sıvazladığımda, biri bana sarıldığında o gürül gürül akan kaynağa yaklaşıyorum. unuttuğum bir şeyi hatırlıyorum. manen tatmin olmak için kimi zaman fiziksel olarak da hissetmek gerekiyor. bir başkasının güçsüz anında ona destek olmak isterken, aslında kendime dayanak sağlamak istiyorum. o şimdi kendinden bahsediyor ama ben de tam şu an sırtımı sıvazlayan bir el olsa diye aklımdan geçiriyorum. sonra kolum karşımdaki çocuğa uzanmak istiyor ama olmuyor işte. bazen her istediğimizi yapamıyoruz. bu geçen birkaç günde hem bunu düşünüyorum hem de bir erkeğe kaç yaşından sonra çocuk demeyi bırakmam gerektiğini.

bu durumun ardından dün bu videoya denk geldim. ólafur arnalds ile nils frahm'ın emprovize olarak icra ettikleri bir parça. berlin'de bir ólafur arnalds konseri. hatta dinleyiciler arasında peter broderick de var. ólafur, "bugün dostum nils de burada ve şimdi onu sahneye çağırıyorum." diyor. nasıl utangaç, konuşurken nasıl utanıyor anlatamam. daha önce hiç prova yapmadık derken elini kolunu nereye koyacağını bilemiyor. ilk birkaç dakika "hay allah napalım ki? öyle mi yapsak böyle mi yapsak?" deyip duruyor ólafur. böyle mahçup bir ev sahibi havası var ve üç-dört dakika boyunca birbirlerini yakalamaya çalışıyorlar. kolları birbirine çarpıyor çalarken. altıncı dakikada bir an geliyor, ólafur arnalds neredeyse nils frahm'ın sırtına başını koyar gibi, onun çaldığı müziği dinliyor. bir yandan kendi çalıyor ama nils frahm'a göre parçayı şekillendiriyor. birkaç saniye nils'in sırtına kulağını yaslayarak dinliyor. sonra onu yakalıyor ve kendi parçalarını yaratıyorlar. parça muazzam bir uyum içinde alıp başını gidiyor. videonun sonunda ólafur arnalds yanlış bir nota basıyor ve nils frahm "oh my god! ne yaptın?" diyor, bizim ólafur yine utanıyor ve nils frahm ólafur'un başını göğsüne yaslayarak onu seviyor. gördüğüm en güzel şeylerden biri olarak bu anı zihnime kaydediyorum. hatta başa alıp bir daha izliyorum. içinde olmadığım bir konserdeki bu anı, bilgisayarımın ekranından izlerken bile bu iki müzisyen arasındaki sevgiyi hissedebiliyorum. bir insan dostunu böyle sever. başını okşar ve kulağını onun sırtına verip, çaldığı şeyi dinler. benim çaldığı şeyi dinleyeceğim dostum yoktur ama kocaman olarak kucakladığım insanlar vardır. başını göğsüme koyan iki-üç dostum, çekinmeden ve utanmadan sırtını sıvazladığım insanlar, anlatsam derdimi anlayacak arkadaşlarım vardır. bütün bunlardan sonra ben daha ne isterim ki diye düşünürüm. sağlığımız sıhhatimiz yerinde olsun, sevdiğimiz insanlar çevremizde olsun, ben daha ne isterim ki derim.