spiritualized etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
spiritualized etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2012 Cumartesi

yarım saat uzayda kaldım ve hemen eve dönmek istedim


ay'a gitmek için sportif olmak lazım.

kral tv'ye alternatif olarak mtv'yi yeni keşfettiğim zamanlar. ilkokulun sonları olmalı; çünkü britney spears'ın hit me baby one more time şarkısı çıksın diye televizyonun başında beklediğimi hatırlıyorum. bir gün tesadüfen çok güzel bir klibe rastgeliyorum. öyle böyle değil, çok çok güzel bir klip. smashing pumpkins'in tonight tonight'ı olduğunu öğreniyorum. uzaya giden insanlar, hanımlar ve beyefendiler. şık giyimlerinden anlaşıldığı üzere yüksek zümredenler. uzay yolculuğuna çıkıyorlar ve olabilecek en tatlı uzay yolculuğunu gerçekleştiriyorlar. bütün bunların bir filmden esinlenerek çekildiğini çok sonra öğreniyorum. ama bir kere aklımda o klip kalıyor işte, uzay yolculuğu denince aklıma ilk gelen film ne space odyssey oluyor ne solaris ne de başka bir şey. hep bu şirin klip canlanıyor gözümde. uzay yolculuğu böyle olsa gerek diye düşünüyorum. uzaya giderken en şık kıyafetlerimizi giyeriz, saçımızı fönleriz, rujumuzu süreriz ve ayakkabılarımızı parlatırız. uzay seyahati dediğin böyle olmalı.

dünyanın dışında bir yaşamın hayalini kurmuyorum, gidip de dönememek var; ben korkarım. zaten üstüne para verseler de gitmem uzaya ama orada başka hayatlar olabilme ihtimalini son derece olası görürüm. uzay yolculuklarından korkarım ama uzay şarkılarını severim. spiritualized'ın ladies and gentlemen we are floating in space şarkısı var bir kere. başka ne var yahu? aklıma space travel is boring'ten başka bir şarkı gelmedi. işte bildiğim diğer güzel uzay şarkısı da mark kozelek'in seslendirdiği space travel is boring'tir. aslen bir modest mouse şarkısı olduğunu sonradan öğrendim. orjinalini dinlediğimde ise sevemedim, modest mouse bilgim pek olmadığından olsa gerek. mark kozelek bu şarkıyı öyle güzel söylemiş ki, spiritualized şarkısının içinde nasıl boşlukta süzülüyorsam, bunda da öyle kaybolup gidesim geliyor. bir şeyin içinde eriyor gibi, uyuyor gibi, sonra huzur buluyor gibi. uzay şarkılarının böyle olduğunu bilmezdim.

"ay'a bir bilet kazandı/ ikinci sınıf ama kimin umrunda ki?/ penceresinden dışarıya bakarken havayı veya zamanı göremediğini farz etti/bu berbat yerdeki tek roketçiydi/ ona bir ayna verdiler ki biriyle konuşabilsin/ hala çok yalnız fakat bu sadece bir zaman meselesi/ haziran'da sesler duymaya başladığında/ aklını kaçıracağını biliyordu fakat bu kadar da çabuk ummuyordu"

neyse, bütün bunların ardından, adam gerçek hayata dönmek istiyor. "yarım saat uzayda kaldım ve hemen eve dönmek istedim." diyor. ben de aynını hissetmiştim. uzayda yarım saat kalmak yetiyor inan ki. hiçbir şey yok, çok sıkıcı. hem zaten dünya denen gezegende de hep dümdüz yürürsen başladığın yere varmıyor musun? onu yap daha iyi, spor olur.

28 Aralık 2008 Pazar

sanırım aklımdan bir şeyler geçiyor - 2


-yüzyılımızın yükselen trendi "kaçıp gitme isteği"ni şu yaşadığımız dünyada eminim herkes en az bir defa içinde duymuştur. hani filmlerde olur ya, balıkçı kasabasına giderler, ya da ne bileyim el değmemiş bir sahil yerine; "ben de şu an orada olsam" derim bazen. bunu bu yaşta demem ironik bir durumdur. daha çalışmaya başlamadan emekli olmayı istemek gibi. fakat yine de bunu benim demem, on yaşındaki bir çocuğun demesi kadar ironik olamaz.

-bir iki gün önce internette şuna rastladım:
www.maceraya.com
kazananı uzaya gönderiyorlarmış. "beni de gönderseler" dedim -ki uzaya üstüne para verseler gitmem. bence korkunç. yani küçükken herkes astronot olmak ister ama büyüyünce işler değişir. benim kabusum ucu bucağı olmayan uzay olabilir. hele uzayda seyahat etmek...
ama ilk defa şu absürd siteyi görünce böyle düşünmedim, bu aralar üzerimdeki dengesiz ruh halinden olsa gerek. resmen güldürdü beni. hemen ardından düşündüğüm şeye de güldüm. hem hayatta hem de insanların uzağında olacağın bir olay uzaya gitmek.
içimdeki boşluk hissi bambaşka.

-uzaya dair hissettiğim bu tedirgin ruh halini bozan yegane şey, spiritualized'ın ladies and gentlemen we are floating in space şarkısı. yukarıda saydıklarımın aksine çok güzel bir huzur doluyor içime bu şarkıyla. sanki bir grup seçilmiş(?) insanı uzay aracına bindirmişler, gizli bir yere götürüyorlar. şu an her yer karanlık ama birazdan aydınlığa çıkacak her şey, içimiz dahil. başında da hostesimiz konuşuyor.

-bazen anlık bir sıkılma hissi duyuyorum. o an diyorum ki "yaşadığım şehre yakın bir sayfiye yeri olsaydı keşke." hani izmir'de ya da muğla'da olup da, canın sıkılınca yakındaki yerlere kaçabilme olasılığına sahip olmak isterdim.
bulunduğum yeri ışınlanma vasıtasıyla değiştirmeyi ciddi ciddi istiyorum. olamayacağını bilince de uçamayacağını anlayan çocuk gibi hayalkırıklığına uğruyorum. çok koyuyor.

-dostlukları uzun yıllar sürdürebilmek çok büyük bir başarıdır. hatta hayattaki gerçek başarılardan biri budur.

-banyo yapmak güzel bir şey. fakat ardından saçlarımı kurutmak işkence gibi geliyor. hatta bazen tepem atıyor, "kestireceğim bu saçları!" diyorum. sonra vazgeçiyorum tabii. ama her banyo sonrası en az yirmi dakika saçlarımı kurutmak için uğraşmam gerektiği gerçeği hiç değişmiyor, değişmeyecek.

-bazen bir insanın çok ufak bir hareketinde, bir sözünde çok sevdiğim başka bir arkadaşımın izini görüyorum sanki. sonra da o insana, kendisini arkadaşıma benzeterek bakmaya başlıyorum. bir nevi yanılsama. aradan biraz zaman geçiyor, o insan öyle bir şey diyor ya da yapıyor ki "ama bu benim arkadaşım olamaz ki!" diyorum.
halbuki o zaten benim arkadaşım değildi ki. olsa olsa onun kötü bir kopyası olabilirdi ancak.

şimdiye kadar bu "benzetme" hatasından hiç ders almadım. bir kere bile olsun sonu güzel bitmedi. hep "ama bu benim arkadaşım değil ki!" diye uyandım. aptal mıyım neyim?

-manevi bağ kurduğum bardaklarım var benim. illa çayı onlarda içmeliyim. kırılırsa üzülürüm. okulda üç sene boyunca kullandığım "canım öğretmenim" bardağım kırılınca çok üzülmüştüm. gerçekten üzülmüştüm. sonra arkadaşım bana yeni bir bardak almıştı da "bundan sonra bunda çay iç" demişti. şimdi o bardağı kırılır diye kullanmıyorum.

-küçükken, saf bir şekilde olmayacak şeylerin olabileceğine inanır ya insan -üstelik gayet sağlam bir inançtır bu- şimdi de bir şeylere öyle inanabilmek istiyorum. hayatta her daim sonsuz bir inançla tutunacak bir dal olmalı.

-bir şey olur ve kafanda bir müzik çalmaya başlar bazen. bir şarkı. her zaman olmaz, nadir olur. bence bu çok kıymetli bir durumdur bu. değerini bilmek lazım.

(resim, barzin isimli tek kişilik projeden, yavaş müzik icra ediyor kendisi.
hazır benim de içimde sessiz müzikler çalıyorken.)