bu ülke bana tüm gençliğim boyunca inadına yaşamayı öğretti. aslında inadına demek doğru değil, daha çok kararlılıkla yaşamak diyeyim. çünkü inadına yaşamak, varlığımı ve enerjimi birilerine inat olsun diye bir şeyler yapmaya harcamak bana doğru gelmiyor. onun yerine sağlığım yerinde olduğu sürece doğru bildiğim yoldan şaşmadan, güzellikler için yaşamak istiyorum. yarın dünyanın sonu da gelse, içinde bulunduğum ülke her geçen gün daha da bok çukuru bir yer haline de dönse ben müzik dinlemeye devam edeceğim. konserlere gideceğim. bütün bunları eğlenmek için yapmayacağım. ama bir saniye için her şeyi unutup gülerken, hemen akabinde içimi bir burukluk kaplamasına rağmen gülmeye devam edeceğim. çünkü başka çarem yok. çünkü başka türlü yaşamanın mümkünatı yok.
thom yorke de böyle düşünüyor olmalı ki present tense şarkısında dünyam yıkılırken dans etmeye devam edeceğim diyor. werner herzog'a soruyorlar, yarın dünyanın son günü olduğunu bilseniz ne yaparsınız diye. o da diyor ki sabah erken kalkıp film çekerim. ya da başka bir örnek béla tarr. bir röportajında "sizin için karamsar biri diyorlar, öyle misiniz?" diye sorduklarında, "filmlerimden öyle olduğumu düşünebilirler ancak soğukta, karda kışta her sabah kalkıp film çekmeye koyulmak emek ve azim ister. karamsar biri olsam bunu yapacak gücü bulamazdım" diye cevap veriyor. bunlar hep benim aklımda kalan şeyler.
thom yorke de böyle düşünüyor olmalı ki present tense şarkısında dünyam yıkılırken dans etmeye devam edeceğim diyor. werner herzog'a soruyorlar, yarın dünyanın son günü olduğunu bilseniz ne yaparsınız diye. o da diyor ki sabah erken kalkıp film çekerim. ya da başka bir örnek béla tarr. bir röportajında "sizin için karamsar biri diyorlar, öyle misiniz?" diye sorduklarında, "filmlerimden öyle olduğumu düşünebilirler ancak soğukta, karda kışta her sabah kalkıp film çekmeye koyulmak emek ve azim ister. karamsar biri olsam bunu yapacak gücü bulamazdım" diye cevap veriyor. bunlar hep benim aklımda kalan şeyler.
bir süredir her gece uyurken dinlediğim bir albüm var: piyanist chad lawson'ın the piano albümü. kuzey carolinalı chad lawson berklee'de caz eğitimi almış. uzun yıllar caz gruplarında çalmış, kendi triosunu kurmuş. trio olarak ilk ve tek albümlerini 1997 yılında yayınlamışlar. trionun dağılmasının ardından çeşitli gruplarda piyanist olarak çalmayı sürdürmüş. 2009 yılında ilk solo albümü set on a hill'i çıkarmış ve o zamandan bu yana sekiz albüm olmuş. bunların içinde chopin ve bach eserlerini yorumladığı iki albüm de mevcut. ayrıca bir de song of prayer isminde otuz iki dakikalık bir improvizasyon single'ı var. benim kendisini tanımam ise 2011 tarihli the piano albümü ile oldu. lawson'un tarzı oldukça minimal. sessiz ve sakin. piyanosuyla beraber kullandığı çekiçvari aletler ve telli şeyler (?) mevcut. bu anlamda kendi enstrümantel modifikasyonlarını yapan bir piyanist. olafur arnalds, nils frahm tarzında dersem daha açıklayıcı olabilir.
bazen kafam bu tarz müzikten başkasını kaldırmıyor. ben de her gece sütümü içerken chad beyi dinliyorum. aşağıda nocturne in a minor eserinin performansı var. sözlük anlamı olarak nocturne piyano için yazılmış, ilhamını geceden alan klasik müzik eseri demekmiş. ben de ilhamla doluyorum. sonra uyuyamıyorum.
bazen kafam bu tarz müzikten başkasını kaldırmıyor. ben de her gece sütümü içerken chad beyi dinliyorum. aşağıda nocturne in a minor eserinin performansı var. sözlük anlamı olarak nocturne piyano için yazılmış, ilhamını geceden alan klasik müzik eseri demekmiş. ben de ilhamla doluyorum. sonra uyuyamıyorum.













