şu resmi görmek benim kalbimi kırdı. aslında niçin bende karışık duygular uyandırdı, net olarak bilmememe
rağmen tahmin edebiliyorum. hikayenin arka planı değil, sadece fotoğrafta gördüğüm şeydi beni etkileyen.
...................
yaklaşık on gün önce bir rüya gördüm ve halen aklımda. rüyadan uyanınca ve gerçek hayata gözümü açınca gözümden yaşlar boşalmaya başladı. hüngür hüngür ağlamak gibi değil, sessiz ve yavaş yavaş yaşlar döküldü. rüyamda öyle mutluydum ki gerçek hayata uyanmak, içime tarifi imkansız bir mutsuzluk saldı. halbuki rüyamda dünyanın en mutlu insanıydım. ne kadar ilginç bir şey, gerçekte yaşamamamıza rağmen rüyalardaki hisler ne kadar da gerçek. hissettiğim mutluluk da son derece somuttu. en son ne zaman öyle mutlu olduğumu hatırlayamadığımdan dolayı kendimi çok kötü hissettim. tekrar uykuya dalmaya çalıştım, olmadı. o rüyanın içine girmeye çalıştım, kendi hayatımdan kaçmaya çalıştım. o saf ve yoğun mutluluğun çok çok azını bile hissedememek, şartların bunu olanaksız kılması beni kötü hissettiriyor. ben bütün güzelliklere açık olduğumu düşünmeme rağmen, hepsini bastıracak bir sorun her daim hayatımda ve hep benimle. ruh halimi etkileyen değişken benden bağımsız: annemin sağlığı. yeni güne uyandığımda aklıma düşen ilk bu oluyor ve sonra göğsümün üstünde bir ağırlık hissediyorum. hatta tam göğsümün arasından başlıyor, midemin hemen üstünde bitiyor. bu bölgede bir şerit halinde uzanan bir ağırlık hissediyorum. ben sadece eski hayatımı geri istiyorum. her şeyin biraz daha kolay olduğu, omzumdaki yükün biraz daha hafif olduğu (asla az değil) eski hayatımı özlüyorum. annemi özlüyorum. aslında kendi annemi de değil, anne kavramını özlüyorum. birinin en kıymetlisi olmayı, birinin her şeyden ve herkesten sakındığı yavrusu olmayı özlüyorum. basit bir aile hayatındaki huzurlu bir günde yer almayı, altmış yaşındaki annesiyle kahve içmeye gidenlerden olmayı, reklam filmlerindeki gibi bir aileye sahip olmayı isterdim. bu ailenin çocuğu olmak isterdim. fakat bütün bu fantazileri düşünerek kendimi üzmemem gerektiğinin farkındayım. insan imkansız şeyler uğruna kendini yıpratmamalı, gerçekçi olmalı.
bugün, hayatımın bu evresinde başımdan geçen bu sağlık sorununa mantıklı ve soğukkanlı yaklaşabiliyorsam, bunun nedeni tanrıdan çok bilime dayanmamdır. aklımı koruyorsam bunun nedeni pozitif bilime yaslanmamdır. aldığım üniversite eğitiminden en çok bunu öğrendim; matematiğin, fiziğin, kimyanın içine girdikçe mantıklı ve soğukkanlı biri olmayı. hayatımın bundan sonrasında en önemli şeyin kendi geleceğimi kurmak olduğu sonucuna da bunları kullanarak vardım. hiçbir üzüntü, önümdeki hayata zarar vermemeli; çünkü lisansın son döneminde yapabileceğim çok şey var. aklımı koruyup, bütün bunları enine boyuna düşünmeli ve değerlendirmeliyim. ara sıra da kendime bunu hatırlatmalıyım; çünkü mutlu biri olmak istiyorum.



.jpeg)

