robert johnson ile yeni arkadaşım michael
michael kiwanuka'yı ilk kez bir dizide fon müziği olarak duyduğumda eski bir müzisyenden eski bir şarkı dinliyorum sandım. pekala 50'ler olabilirdi; 60'lar, 70'ler olabilirdi ama kesinlikle 2000'lerden değildi. araştırınca gördüm ki kendisi 24 yaşındaymış. en son bu kadar şaşırdığım an, king krule'nin benden hatırı sayılır derece küçük olduğunu öğrendiğim vakitti. bazı şeylerin yaşla bir ilgisi olmadığını böylece bir kere daha görmüş oldum. michael'ı görünce aklıma robert johnson geldi. yıllar yıllar önce ntv'deki bir belgesel serisinde bir bölümde kendisinin hayat hikayesine rastgelmiştim. kim olduğunu orada öğrenmiştim. hikayesi o kadar etkileyici gelmişti ki müziğine dair hiçbir şey bilmememe rağmen bir şekilde şarkılarını dinlemek istemiştim. cd'sini ankara'da bulamayınca, istanbul'a giden amcamdan rica etmiştim. robert johnson'ın müziğini o yaşta algılayabilecek kapasitede değildim ancak hayat hikayesi bir kere beni çarpmıştı işte. şimdi michael kiwanuka'yı görünce, kendisini robert johnson'a benzettim. sadece bir enstrümanıyla kendi şarkılarını söyleyen insanlara zaafım hiç bitmeyecek. ne dinlersem dinleyim, bir başına müziğini yapan bir adam/kadın gördüm mü kulak kabartmadan edemiyorum. michael gibileri gördüm mü de hayat ne güzel diyorum. böyle güzel müzikleri duymamış olsam üzülürdüm. son zamanlarda çok üzülmeme rağmen yine de hayat güzel, böyle insanlarla daha da güzel. bir laptop ekranından izlediğim canlı performansları bile içime memnuniyet salmaya yetiyor.
