uzun zamandır ilk defa gece dışarı çıktım. annemi yalnız bırakamıyordum, bu gece bıraktım. arkadaşlarla içmek o kadar güzel bir histi ki dünyanın en mutlu insanı oldum. kafam güzel olsun diye uğraştım, bir türlü olmadı. nasıl bir alkol eşiğim var bilmiyorum, bir türlü kafa olarak istediğim noktaya gelemiyorum. o seviyeyi yakaladığım an hayatımda sayılıdır. rahatlamak istedim, kafam iyi olsun istedim ama o noktaya gelemedim. işte o zaman da sadece midendeki sıvı kütlesini hissediyorsun. içimde bir deniz yüzüyor sanki, resmen sıvı sesini duyuyorum ama zihnim inanılmaz açık. eve geldim, yatağa yattım, ipod'u kulağıma taktım. gürültülü bir şeyler aradım ama bulamadım. sonra harici disc'i çıkardım, bütün smashing pumpkins albümlerini ipod'a attım ve başladım kulaklıkla dinlemeye. sesi son seviye açtım ve beynimin içinde sırayla siamase dream, adore, mellon collie çaldı. galiba iki saatten fazla olmuştur, sırayla dinledim. mellon collie'yi yarıda kestim, içimden geçenleri yazmak istedim. şu anda kafam istediğim noktaya geldi. en son ne zaman son ses müzik dinledim hatırlamıyorum. en son ne zaman smashing pumpkins albümlerini sırayla dinledim, onu da bilmiyorum. şu son iki saatte en iyi bildiğim şeyi yapmak gibi, en iyi bildiğim yere dönmek gibi bir deneyim yaşadım. orta son ya da hazırlık sınıfındayken tunalı pasajlarındaki çekme cd yapan müzik dükkanlarında geçirdiğim vakitler gözümün önüne geldi. pasajın iki kat altına inip de vardığın küçük dükkanlardaki müzik abilerini hatırladım. annemin yollamayacağı yerler. senden 75645657 yaş büyük adamlarla pasaj altlarında vakit mi geçirilir? halbuki hayatımın müziğe dair en çok şey öğrendiğim yılları. roll okuyoruz, internetten bir şeyler yakalıyoruz, sonra abilere gidiyoruz. acaba şimdi ne yapıyorlardır? smashing pumpkins'i de onlardan almıştım. kimseyle özdeşleştirmediğim, hiçbir ergenlik gönül macerasına bulamadığım billy ve arkadaşlarını, kırk yıldır konuşmadığım ama bir zamanlar çok iyi arkadaşım olan birine döner gibi dinliyorum şu anda. bir döneme ait hisler kalbime hücum ediyor. lisenin bahçesinde öğretmen evine karşı yapılan sohbetler, taşın üstüne oturarak geçirdiğimiz teneffüsler, tunalı'dan seğmenlere çıkan yokuş. "despite all my rage, i am still just a rat in a cage", bu bir bakış açısı ve ancak on beş yaşındayken güzel. bütün bu şarkılar belli bir döneme tekabül eden hisler. hiçbirini özlemiyor ve çağırmıyorum ama güzümden yaş gelmesini de engelleyemiyorum. kulağımda son ses smashing pumpkins ve bu ne güzel bir his. gençlik heyecanları ne güzel, gençlik hayalleri harika. buradan gideceğimi düşündüğüm zamanlar hissettiğim heyecanı bana hissettiren başka bir şey yok. halen zihnimin en derininde sakladığım hayal bu. ama hasta annemi nasıl bırakırım? bırakamam. peki bu gençlik hayalleri ne olacak? bilmiyorum.
bahçeli metrosu durağında kızılay'a gitmek için beklerken, yorulup da yere oturan arkadaşlarım gözümün önüne geliyor. dershaneye gitmeden önce hangi ucuz ve pis yerde yemek yiyelim tartışması yapıyoruz. gençlik hayalleri cidden de en güçlü imgeler. diyen doğru demiş, teenage dreams so hard to beat. bu lafı kafama kazıdığım için memnunum. bütün bunlardan sonra kafam olması gerektiği gibi güzel.
