mount eerie'nin clear moon albümünü ancak yeni dinleyebildim. kitaplarla, albümlerle ve filmlerle bir buluşma zamanın oluyor. kişisel tarihini ve güncel yaşantını, bir albümle/kitapla/filmle denk düşerebildiğin zaman ancak o şeyi algılayabiliyorsun. en azından bende hep böyle oluyor. sevmeyip de kapattığım birçok albümü/filmi/kitabı, hayatın başka bir evresinde yeniden açıp, derin bağ kurarak sonuna getirdiğim çok olmuştur. mount eerie'nin clear moon albümü de benim için böyle oldu. ancak şimdi dinledim, anlamaya çalıştım. içinden geçtiğim döneme denk düşen bir albüm olduğunu düşündüm. meşgul kafamı dağıttı, hayatımda ne olursa olsun, yatağımda müzik dinleyerek uyumanın kendi kişisel alanım olduğunu bana hatırlattı. bu albümü sevdim mi bilemiyorum. sevdim diyemem ama tuhaf bir şekilde beni içine çekti. tabiata, yeşilliğe, kış mevsimine, kara, ormana yapılan bu güzelleme karşısında kayıtsız kalamadım. hayatımın en zor, en yıpratıcı döneminden geçmeme rağmen kayıtsız kalamadım. en baştan beri hayata asılacağıma söz vermeme rağmen direncimin kırıldığı günler oldu ama asla dış dünyayla ilişkimi kesmedim. biliyordum ki beni iyi eden dış dünya. arkadaşlarımı görmesem halim ne olurdu, bilmiyorum. bir ağacı gördüğümde güzelliğini halen takdir edebiliyorsam, berrak bir kış sabahında nefes alabildiğim için şanslı olduğumu düşünüyorsam, yapılan bir espriye gülebilme yetim halen varsa bütün bunlar hayata asılma isteğimden kaynaklanıyor. clear moon albümünün ilk şarkısı olan through the trees pt.2 şarkısı ise benim şu anda hissettiklerimi anlatıyor. tabiata, yaşamın özüne karşı son zamanlarda duyduğum en güzel şeyler. şarkının bir yerinde şöyle diyor: "bütün şarkılarım ormanın bir resmi değil/ sadece kendime hatırlatmak için/ kısaca yaşadığımı." bazen hayata küsmek istiyorum ama yapamıyorum. yapamıyorum çünkü hep beni şaşırtacak bir şey çıkıyor. bir şey aklımı çeliyor, beni gülümsetiyor ve bunlara kapımı kapatamıyorum. şarkı "başka bir dünya yok ve hiç de olmadı" diyor. işte kafamdan hiç silmemem gereken bir şey.
çağrışım denen şey böyle bir şey olsa gerek
clear moon'u dinlerken, bu derece melankolikken yine aynı yoğunlukta tabiata methiyeler düzen bir insan olarak aklıma pavese geliyor. bundan birkaç sene önce ay ve şenlik ateşleri'ni okuduğum zaman aklımdan geçenleri çağırıyorum. o kitap için de aynı şeyi düşünmüştüm. bir başyapıt değil ama çok güzel. okuduğum en iyi kitaplardan biri demem ama benim için güzel olmasının nedeni, son derece depresif olabilecekken tam tersi bir romana dönüşmesiydi. şu anda tam olarak ne anlatıyordu, konu neydi hatırlamıyorum ancak kırsal yaşama, pastoral dünyaya güzellemelerle doluydu. kendimce yaptığım bu çağrışımı, albüm kapağı ve kitap kapağını yan yana koyarak da destekliyorum.
hayata dair hiçbir şeyden emin değilim. ben de değişiyorum, fikirlerim de. toplasan hayata dair en fazla on şeye dair kesin yargılarla konuşurum. bunlardan biri de tabiatın insanı iyi ettiğini düşünmem. ağaçlar, denizler, gökyüzü, çiçekler, hayvanlar vs. bunların insanı iyileştirici etkisi var. ne zamanki bunlar bir insanı sakinleştiremez olur, işte o zaman alarm çalmaya başlar. neyseki o vakte kadar through the trees pt.2 çalmasını tercih ediyorum.

.jpg)
