küçüklüğümün yaz mevsimlerindeki uzun öğleden sonralarını hatırlıyorum. kanepeye uzanıp, rüzgardan havalanan beyaz tül perdeleri izlediğimi hatırlıyorum. demek o kadar bol zamanım varmış ki perdeleri izliyormuşum. bir daha hiç o kadar çok zamana sahip olmadığımı düşünüyorum. şu anda her şeyi dar zamanlara sıkıştırmışken, bir vakitler karıncaların yürüyüşünü, çaydanlığın dumanını, çamaşır makinesinde dönen çamaşırları izlediğim anları gözümün önüne getiriyorum. şimdi böyle şeyleri izlediğimde akıp giden hayatın dışında kalıyormuşum gibi geliyor. halbuki kalsam ne olacak? büyüdükçe, o uzun yaz öğleden sonralarını kaybettiğimi biliyorum. hayat koşturmacası içinde neler elimizden uçup gitti diye düşünüyorum. kafamdan bunlar geçerken hiç üzülmüyorum, aksine bütün bunları gerçekçilikle kabulleniyor ve hatta hayatı kucaklamak istiyorum. bütün bir öğleden sonranın olabilecek en yavaş şekilde geçtiği o günlere tekrar sahip olabilsem, yine kanepeye uzanır perdeleri izlerdim, pişman değilim. şimdilerde bir şeyleri uzun uzadıya izlemeye kalksam "aklım bir karış havada" ya da "kafam başka yerde" olmakla suçlanırım. oysaki bazı müzikler var ki ne zaman dinlesem kafam hep başka yerde, aklım hep bir karış havada. a dancing beggar sayesinde aklım hep uzun yaz öğleden sonralarında. sanki sonsuz vaktim varmış gibi, yapılması gereken şeyleri belli olmayan bir tarihe ertelemişim gibi.
ne güzel ki internetin bana sunduğu en önemli şeylerden biri, harika müzikler keşfetmek, başka kulaklar vasıtasıyla güzel müziklere ortak olmak. a dancing beggar'dan haberdar olduğumdan beri başka bir şeyi düşler oldum. sadece bana ait, gerçekçi ama aynı zamanda bu tarz müziklerin hepsinde olduğu gibi polaroid resimlerle ifade edilen bir görüntü bu. polaroid resmi hüzünlü mizacımıza bir gönderme olarak değil, daha çok hayallerimize bir gönderme olarak algılıyorum.
hiçbir zaman 1979'un klibindeki gençler gibi olmadım, onun yerine a dancing beggar'ın müziğindeki genç gibi oldum. kendi odasında müzik yapan birini dinlemeyi birçok virtüözü dinlemeye yeğledim. bu şarkıyı yüzbinmilyon kere dinledim, hiçbirinde de sarı güneş ışığından baskın bir şey görmedim. şarkıların adlarını tek tek düşündüm, ne de güzellerdi.