paralel evrenlerde küçük yakıştırmalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
paralel evrenlerde küçük yakıştırmalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2014 Perşembe

alice ve sally

geçen gün wim wenders'ın alice in cities filmini düşünüyordum. o filmdeki yolculuk rotasının amerika ayağını attığımızda geri kalanının aynısını yapmış olduğumu fark ettim ve şaşırdım. sonra buradan da filmdeki alice ile mad men'deki sally draper'ın hem fiziksel hem de karakter olarak ne kadar benzediğine dair yaptığım tespitimi hatırladım. ufak bir internet araştırması ardından tabii ki de bu tespiti ilk yapanın ben olmadığımı gördüm. başkalarının da aklına aynı şey gelmiş. ben bu kareleri yakıştırdım.




25 Ocak 2013 Cuma

tabiata övgü

mount eerie'nin clear moon albümünü ancak yeni dinleyebildim. kitaplarla, albümlerle ve filmlerle bir buluşma zamanın oluyor. kişisel tarihini ve güncel yaşantını, bir albümle/kitapla/filmle denk düşerebildiğin zaman  ancak o şeyi algılayabiliyorsun. en azından bende hep böyle oluyor. sevmeyip de kapattığım birçok albümü/filmi/kitabı, hayatın başka bir evresinde yeniden açıp, derin bağ kurarak sonuna getirdiğim çok olmuştur. mount eerie'nin clear moon albümü de benim için böyle oldu. ancak şimdi dinledim, anlamaya çalıştım. içinden geçtiğim döneme denk düşen bir albüm olduğunu düşündüm. meşgul kafamı dağıttı, hayatımda ne olursa olsun, yatağımda müzik dinleyerek uyumanın kendi kişisel alanım olduğunu bana hatırlattı. bu albümü sevdim mi bilemiyorum. sevdim diyemem ama tuhaf bir şekilde beni içine çekti. tabiata, yeşilliğe, kış mevsimine, kara, ormana yapılan bu güzelleme karşısında kayıtsız kalamadım. hayatımın en zor, en yıpratıcı döneminden geçmeme rağmen kayıtsız kalamadım. en baştan beri hayata asılacağıma söz vermeme rağmen direncimin kırıldığı günler oldu ama asla dış dünyayla ilişkimi kesmedim. biliyordum ki beni iyi eden dış dünya. arkadaşlarımı görmesem halim ne olurdu, bilmiyorum. bir ağacı gördüğümde güzelliğini halen takdir edebiliyorsam, berrak bir kış sabahında nefes alabildiğim için şanslı olduğumu düşünüyorsam, yapılan bir espriye gülebilme yetim halen varsa bütün bunlar hayata asılma isteğimden kaynaklanıyor. clear moon albümünün ilk şarkısı olan through the trees pt.2 şarkısı ise benim şu anda hissettiklerimi anlatıyor. tabiata, yaşamın özüne karşı son zamanlarda duyduğum en güzel şeyler. şarkının bir yerinde şöyle diyor: "bütün şarkılarım ormanın bir resmi değil/ sadece kendime hatırlatmak için/ kısaca yaşadığımı." bazen hayata küsmek istiyorum ama yapamıyorum. yapamıyorum çünkü hep beni  şaşırtacak bir şey çıkıyor. bir şey aklımı çeliyor, beni gülümsetiyor ve bunlara kapımı kapatamıyorum. şarkı "başka bir dünya yok ve hiç de olmadı" diyor. işte kafamdan hiç silmemem gereken bir şey. 

çağrışım denen şey böyle bir şey olsa gerek

clear moon'u dinlerken, bu derece melankolikken yine aynı yoğunlukta tabiata methiyeler düzen bir insan olarak aklıma pavese geliyor. bundan birkaç sene önce ay ve şenlik ateşleri'ni okuduğum zaman aklımdan geçenleri çağırıyorum. o kitap için de aynı şeyi düşünmüştüm. bir başyapıt değil ama çok güzel. okuduğum en iyi kitaplardan biri demem ama benim için güzel olmasının nedeni, son derece depresif olabilecekken tam tersi bir romana dönüşmesiydi. şu anda tam olarak ne anlatıyordu, konu neydi hatırlamıyorum ancak kırsal yaşama, pastoral dünyaya güzellemelerle doluydu. kendimce yaptığım bu çağrışımı, albüm kapağı ve kitap kapağını yan yana koyarak da destekliyorum. 

hayata dair hiçbir şeyden emin değilim. ben de değişiyorum, fikirlerim de. toplasan hayata dair en fazla on şeye dair kesin yargılarla konuşurum. bunlardan biri de tabiatın insanı iyi ettiğini düşünmem. ağaçlar, denizler, gökyüzü, çiçekler, hayvanlar vs. bunların insanı iyileştirici etkisi var. ne zamanki bunlar bir insanı sakinleştiremez olur, işte o zaman alarm çalmaya başlar. neyseki o vakte kadar through the trees pt.2 çalmasını tercih ediyorum.

24 Nisan 2012 Salı

camın ardından bakan kadın


anjelica huston'ın bob richardson tarafından çekilen üstteki resmini görünce, aklıma nilgün marmara'nın alttaki resmi geliverdi. iki resim ne kadar çok birbirini andırıyor. ikisi de değişik okumalara açık. camın ardından bakan kadın bana ne anlatıyor? malzemelerin en güzellerinden birinin -belki de en güzelinin- cam olduğunu düşünmem boşuna değil. hem insanın içini ferahlatan bir genişlik ve hafiflik sunuyor, hem de tabiatımızdaki kırılganlıktan izler taşıyor. camı parçalamak istediğim anlar da oluyor, soğuk cama alnımı ya da yanağımı dayayıp da kendime geldiğim anlar da.

19 Aralık 2011 Pazartesi

sevdiğim üçlü

sanki jules et jim'den bir sahne.

üç küçük oğlan çocuğu




üçü de uzaktan akrabaymış.

the 400 blows / kes / a kid with a bike

18 Aralık 2011 Pazar

ophelia vs. melancholia


1850'lerde yapılan bir tablonun, bugün çekilen bir film karesine ilham olması etkileyici. o tablonun da hamlet'in ophelia'sından ilham alınarak yapılması daha da ilginç. shakespeare->everett millais-> lars von trier.