okuldan-eve, evden-okula geçen hayatım, sabah 8:40'ta ilk derse girmemle başlıyor, ardından gece 12'de eve gelmemle noktalanıyor. böyle deyince uzay mekiği yaptığımızı sanan arkadaşlarım var ama maalesef ay'a gitmiyoruz, sadece bitirme projesi yapıyoruz. güzel fikirlerimiz var ama keşke ali ağaoğlu bize de baksa. neyse, cebimizde bir milyon dolarımız olmadığına göre yaptığımız her şey teoride kalmaya devam edecek. kısmet.
bütün bu koşturma içerisinde kendimden bu kadar nefret ettiğim bir dönem daha olmadığını görüyorum. bütün gün bilgisayar başında oturuyor, sürekli kahve tüketiyor ve düzensiz besleniyorum. son iki ayda yaptığım maksimum hareketin, dördüncü kattaki evime inip-çıkmak olmasından ötürü de kilo alıyorum ve bu da beni mutsuz ediyor. deadline'larla geçen günlerimde bir durup hayattan ne istiyorum diye düşünmeye vaktim olmuyor. her şeyi erteledikçe erteliyorum. seneye bu zamanlar ne yapmak istediğime henüz karar vermiş değilim. önümde milyon tane yol var ama benim istediğim hangisi, bir fikrim yok. şu da geçsin, bu da geçsin derken okulların başvuru tarihlerini kaçırmaktan korkuyorum. ayrıca tek derdim bu da değil, burnu büyük akademisyenlerin vermedikleri referanslarıyla önümü kestiklerini de düşünüyorum. kitap bile okuyamadığım bir hayat istemiyorum ancak kitap bile okuyamadığım hayatımda emeğimin karşılığını alamama kaygısı beni korkutuyor. travmatik öğrencilik hayatım bana boyun, bel ve sırt ağrısından, bozuk gözden ve gastritten başka bir şey vermedi.