-insan bazı şeyleri sadece kendisinin yaptığını sanırken başkalarının da yaptığını öğrenince şaşırıyor. bir arkadaş toplantısında hepimizin bir yerden geçerken, en kısa mesafe olarak hipotenüs çizdiğini öğrendik. sonra bir de internet başında kendi kendimize fantastik seyahat rotaları belirleyip, acaba uçak bileti ne kadar tutar ki diye hayalî seyahatlerimizin bilet fiyatlarını araştırdığımızı.
-bir zamanlar ne post rock dinlerdik. biz derken ben ve müzikal beğenilerini/önerilerini takip ettiğim kişileri kastediyorum. galiba o bir dönemdi ve geçti gitti. bunu balmorhea'nın yeni albümünü görünce anladım. artık post rock ve türevlerini dinlemez olmuşum.
-terrence malick, ismi belli olmayan filmlerine isim koymuş. bir tanesi to the wander, bir tanesi de voyage of time olmuş. üçüncü halen belirsiz. voyage of time için çok iddiali bir tanımlama var, "an examination of the birth and death of the universe." sanki tree of life ekolünden gibi. gerçi babayı venedik film festivalinde yuhalamışlar ama o kesin onların ayıbıdır, çınk çınk çınk.
-röportajdan, basından, fotoğraftan kaçınmasını düşününce terrence malick ile ihsan oktay anar tavrı arasında bir benzerlik var.
-röportajdan, basından, fotoğraftan kaçınmasını düşününce terrence malick ile ihsan oktay anar tavrı arasında bir benzerlik var.
-jennifer lawrence tam bir hollywood starı olma yolunda ilerliyor. halbuse ben onu winter's bone isimli sağlam filmde görüp, sevip, farklı biri olduğunu düşünmüştüm. meğersem o da herkes gibiymiş.
-grizzly bear'ın yeni albümünü dinlemek için sabırsızlanıyorum.
-uzun aralıklarla hissettiğim tuhaf bir şey var. an geliyor, çevremdeki pek çok şeyden iğreniyorum. her yer, her şey pismiş gibi geliyor. bütün günüm dışarda geçtiğinden dışarda yemek zorunda olduğum yemek, oturduğum yer, otobüsler, diğer insanlar ve geri kalan her şey. kirleniyormuşum gibi, yeni yıkamama rağmen saçlarım yeterince temiz değil gibi, burnuma sürekli tuhaf kokular geliyor gibi. ama bu his çok kısa bir sürelik, bunu biliyorum. bir-iki saat sonra geçiveriyor. sonra ben yine normal hissetmeye başlıyorum.
-gözümü kapayınca bazı şeyler sonsuz geliyor, sanki hiç bitmeyecek. şarkılar hiç bitmeyecek, yollar hiç bitmeyecek, günler hiç bitmeyecek. günlerin bitmesini istediğimden değil, sadece bazen günler daha kolay aksa fena olmaz dediğimden. ne bileyim, askerde olsam kalan günleri sayardım, beklediğim bir şey olsa her gün takvimden bir günün üzerini çizerdim. beklediğim bir şey olsun isterdim. beklenen hava, beklenen televizyon programı, beklenen basın açıklaması. gerçi ömrümüz beklemekle geçmiyor mu? öğle yemeğini, sınav sonucunu, maaş tarihini, bir sonraki tatili, bir sonraki seneyi.
-bu sene sinema açısından benim için son derece tatmin edici geçti. hatta bir yıl içerisinde bu kadar iyi filme denk gelmek bana yetti de arttı bile. bir de yılın geri kalanında beklediğim filmler var ki bir yıl için bu kadar yeni film heyecanı bence fazla.