ülkemizin sahil şeridindeki bu ilçeyi hiç görmeseydim, ülkemdeki insanları konsept olarak sevmeye devam edebilirdim (bu noktada şu yazdığıma referans vermem gerekiyor: insanları birey olarak değil topluca sevmek). geldim gördüm, burada mesleki anlamda çok şey öğrendim ama ülkemize dair öğrendiklerim hepsini geride bıraktı. keşke böyle bir yeri hiç görmeseydim de içimde bu denli öfke ve iğrenme hissi oluşmasaydı.
daha önce küçük bir yerde bu denli uzun zaman geçirmemiştim. meğersem her şey ne kadar farklıymış. hani küçük yer insanı daha samimi olurdu, hani esnafı daha içten, insan ilişkileri daha iyi olurdu? öncelikle hepsi yalanmış bunu gördüm. buradaki insanlar midemi öyle bir bulandırdı ki bir an önce ankara'ya dönmek istiyorum. bunu sadece ben değil, buraya staj yapmak üzere dışarıdan gelen herkes diyor. bugün bir arkadaş bulunduğumuz ilçeden bahsederken, "burası ne pis yermiş kardeşim, hiç böyle bir yer olacağını ummazdım." dedi. hepimiz çok haklısın diye karşılık verdik.
buraya ilk geldiğimde beni öncelikle açık bluz ve diz hizasından yukarda bir şey giymemem konusunda uyardılar. hayır, gören de sanki çok iddialı şeyler giyiyoruz sanacak. yahu dedik, burası deniz yeri değil mi, ne giyelim, uzun kollu mu dedik ve dizimizde şortlarla dışarıya çıktık. tabii ki sonradan bize niye öyle dediklerini anladık. ilçede yürürken bakmayan kalmadı. hayatımda bu kadar rahatsız olduğum an sayılıdır. sonraki günlerde biz de ortama uyum sağladık; ancak yine bir sorun vardı. ne zaman markete, pazara, sahil kenarına oturmaya gitsek herkes dönüp bakıyor. anladık ki bakmaları için kadın olmanız yetiyor. sahil kenarında bir çay bahçesine girdiğimizde kadın-erkek arkalarına dönüp bakıyorlar ve baştan aşağı sizi süzüyorlar. ilerleyen günlerde başımıza gelen şeylerin yanında bu o kadar önemsiz kaldı ki, artık sadece gülmeye başladık. akşam saat dokuzda kaldığımız yurda dönerken rahatsız eden adamlar mı dersin, peşine takılıp takip edenler ve laf atanlar mı dersin, bunların hepsi bu küçük ilçede. burada bir ay boyunca yediğim lafları toplasan, bütün ömrüm boyunca yediklerimi geçer. üstelik bu durum, buraya staj için gelen bütün kızlar için geçerli. kim olduğun ya da ne giydiğin önemli değil; eğer gündüzse bakıyor ve laf atıyorlar, geceyse peşine takılıyorlar. bir şey yapacakları için değil, onların eğlencesi de bu.
sonra bir de küçük esnafın buradan olmayanı kazıklama huyu var. hayatım boyunca aldığım şeyin hesabını resmen hesap makinesinde yaptığım ve kuruşu kuruşuna hesap ettiğim bir dönem olmadı. bunu cimrilikten yapmıyorum, sırf inat olsun diye. yoksa fazladan verdiğim bir lirada gözüm yok. ama esnaf hesabı öyle bir yuvarlıyor ki ben böyle matematik görmedim! hatta ben böyle küçük esnaf ticareti ömrümde görmedim! hani küçük yerin esnafı iyi olurdu? yalan! mesela manavdan bir şey alıyorsunuz ve 8 lira tuttu diyelim, onu hemen 10 lira yapıyorlar. ilkinde aklımdan hesap etmedim, önemsemedim ve yolda giderken düşününce ben yanlış yaptım herhalde dedim. sonra ikinci seferde aynı şey olunca bu sefer işkillendim fakat bıyıklı, göbekli, pis manavla muhattap olmak istemedim, bir şey demedim. üçüncü sefer de aynı şey olunca, "bak hocam, şimdi ben şunu şunu aldım, domates bu kadar, şeftali bu kadar, erik bu kadar. yani hesap şu olmalı ama sen bana bunu diyorsun" dedim. bana cevap olarak, "aaa şeftalinin kilosu 3'müş, ben 4 gördüm yaee" dedi. içimden hadi ordan dedim. yahu bir de bunlar ramazan diye oruç falan tutan insanlar. sözde inandıkları dinde adam kazıklamak yok. hani nerde, bir yandan oruç tutup bir yandan bizi salak yerine koyabiliyorlar. neyse, "küçük yerde ramazan" başka bir yazının konusu: freaky scary stories.
sonra aynı şey bir de takside başıma geldi. daha önce x liraya gittiğim yol için bu sefer 2x lira verdim. ne trafik vardı, ne de başka bir yola saptık. güzergah aynen devam. ne yaptı da bana o parayı çıkardı bilmiyorum. üçüncü sefer aynı yolu gittiğimde yine x lira verdim.
bu ve buna benzer hikayeler sadece bana ait değil, buradaki pek çok arkadaştan aynı şeyi duydum. ilçe halkının tacizine maruz kalan öğrenciler, esnaf tarafından kazıklanma hikayeleri sürüsüne bereket. anladık ki yabancıyı sevmiyorlar ve bizim de tipimizden buralı olmadığımız anlaşılıyor. yurt müdiresi geçen gün bize "burada bizi sevmiyorlar, hele de kız yurdu olunca gözleri hep üzerimizde" diye anlattı. geçen akşam oda arkadaşım ağlayarak yurda döndü ve gece beni uykumdan uyandırdı. ne oldu, neyin var dedim, biri arkamdan beni buraya kadar takip etti ve sonra da "orospu, cehennemde yanacaksın" diye bağırdı dedi. arkadaşımı zar zor sakinleştirdim, çok korkmuştu. ne diyeyim dedim, buraların böyle olduğunu bilmezdim dedim, tam bir hayalkırıklığı. ülkem adına, sadece ismini bildiğim ama hiç gezip görmediğim şehirler adına tam bir hayalkırıklığı. çok yazık. ben gezip görmediğim şehirler hakkında kötü düşünmezdim ancak gelince arkadan orospu diye kovalanmak da varmış. üstelik bütün bunlar sadece staj yapmaya gelip, sabah 8 akşam 5 mesaisinde çalışıp, birkaç akşam da "deniz kenarına çay içmeye gidelim" şeklinde bir hayat sürerken başımıza geldi.
ülkemdeki insanlar beni düşünmeye sevk etti. son bir aydır mide bulantısıyla yaşıyorum ve en bariz hissettiğim şey tiksinme. gerçekten seviyenin yerlerde süründüğünü gördüm. tecrübe ettiklerim resmen betona çarpmak gibiydi.
2 yorum:
ya ereğlide'sin ya da iskenderun'da. ikisinde de durum farksız değil gerçi :) kafamda çok güzel canlandı yani bana o "memleketin babanın doğduğu yerdir" denilen yer.
yok, başk bir yer:) millet alınıyor ismini deyince. bura olmasaydı iskenderun'a gidiyordum. ama anladım ki nereye gidersem gideyim durum çok da farklı değil. "memleketin babanın doğduğu yerdir" demişsin ya, güldüm bunu okurken. aynen öyle.
Yorum Gönder