8 Ağustos 2012 Çarşamba

medeniyete kurban edilen insanlar

burada değişik birimlerde çalışan değişik teknisyenlerle, işçilerle konuştuk. sohbet esnasında konu muhakkak sanayinin bu kolunda çalışmanın sağlığa olan zararlarına geliyor. hatta bugün yaşı bir hayli büyük bir abi, "burası imkanların değil imkansızlıkların yeri" dedi. aynen bunu dedi. kaç tane işçiden duydum, eğer elimizde olsa, başka yerde iş bulabileceğimizi bilsek buradan ayrılırdık diye. hatta deminki cümleyi kuran abi, "burada emekli parası yiyen adam azdır" dedi. hepsi bu sektörde çalışarak ömürlerinin kısaldığını düşünüyor ama ne yapacaksın ekmek parası diyorlar. bunları duymak beni hem üzüyor hem öfkelendiriyor. bu tarz şeylerin içinde olan bir meslek seçerek (bilmeden) kötü bir şey yaptığım düşüncesi tekrardan nüksetti (gerçi burada mantığına güvendiğim ve kendisinden çok şey öğrendiğim arkadaşım e.'nin bir zaman dediği "biz bunu okuyarak düşmanımızı tanıyoruz" bakış açısı aklırma geliyor). işçilerin hepsi ekonomik olarak böyle bir yerde çalışmaktan memnunlar. maaşlarının iyi olduğunu söylüyorlar ki gerçekten de öyle. aldıkları para türkiye koşullarında ortalama üstüne tekabül ediyor (bu ortalamaya pek çok okumuş adamı da katıyorum). vardiyali çalıştıkları için maaşları ek mesailerle birlikte bir hayli artıyor. "devlet memuru bile bu kadar almıyor" diyorlar ama ardından "her şey para değil, mühim olan sağlık" diyorlar. kaç tanesinden evini özellikle fabrikanın bulunduğu ilçe dışına kurduğunu duydum. "çoluğum çocuğum bu havayı teneffüs ederek büyümesin" diyorlar. bu noktada durup düşünüyorum ve aklıma aylar önceki bir maden kazasında hayatını kaybeden işçilerin ardından devlet bakanının "maden işçilerinin kaderi bu" açıklaması geliyor. bu lafı duyduğumda birçok kişi gibi ben de kulaklarıma inanamamıştım. nasıl kızmış ve öfkelenmiştim. bir zaman gelip de kendisinin bu sözüne hak vereceğimi kırk yıl düşünsem aklıma getirmezdim. ben kendisine hak veriyorum fakat farklı bir yoldan gidip onun ulaştığı sonuca ulaşıyorum. onun işin bu denli farkında olduğunu zannetmiyorum ve benim bu olaya başka bir farkındalıkla yaklaştığımı anlatmak istiyorum.

"taşlanmış kot almıyorum ya vicdanım rahat"

benim şu anda bulunduğum sektör maden değil ancak tıpkı maden gibi medeniyetin işleyişi açısından olmazsa olmaz bir alan. burada bulunduğum otuz günde anladığım şu ki, üretim sürecinde ne yaparsanız yapın, iş kazalarını önleyebilirsiniz ancak uzun vadede insan sağlığına etki eden kimyasallara maruz kalmaktan kurtulamazsınız. en fazla yapabileceğiniz bu teması minimuma indirebilmek olur fakat sıfırlayamazsınız. düşündüğüm şey hep şu; ben yapmazsam, sen yapmazsan, o işi yapacak başkaları var. orada çalışmayı tercih etmeyen işçiler olacaktır ancak illa ki birileri o işi yapacak. sistem birilerini buna zorluyor; çünkü dünya bazı şeyler olmadan dönmüyor. bugün insanoğlu elektrik olmadan, su olmadan, petrol olmadan, ısınma ihtiyacını gidermeden nasıl yaşar? bütün bunları birileri üretmeli, öyle değil mi? günlük hayatta kullandığımız birçok şeyin üretim aşamasında bulunan insanlar var ve birçoğu çeşitli kimyasallara maruz kalıyor. taşlanmış kot pantolon almayabilirsiniz ancak petrol almadan yaşayamazsınız. thy'yi çalışanlarına kötü davrandığı için protesto edebilirsiniz ancak ısınma ihtiyacınızı gidermek için yakıt almadan yaşayamazsınız. o yakıtların hangi koşullarda üretildiğini bilmediğiniz sürece sadece kot taşlama işçilerini ya da tersane işçilerini düşünüp üzülebilirsiniz. aslında olayın sadece onlarla sınırlı olmadığını gördüğünüz an, sorunun çok başka bir şey olduğunu anlarsınız. sorumlu ise ne üreticinin kendisidir, ne fabrika sahibidir, ne de devlettir. enerjiye, yakıta ve daha birçok şeye hayati derecede ihtiyacımız olduğunu düşününce sorumlunun aslında hepimiz olduğu sonucuna vardım. o madenlere ihtiyaç var, birileri onları işlemeli ve birileri de bunun için çalışmalı; çünkü medeniyet bunu diyor. medeniyet, telefonunun şarjı bittiği an seni ortada dımdızlak bırakıyor ve elini kolunu bağlıyor. hemen gidip telefonu şarj etmek istiyorsun çünkü telefonsuz kalmaya tahammülün yok. içinde yaşadığımız medeniyet bizi böyle bir yaşam tarzına koşullamışken birilerinin biz kullanalım diye bunları ürettiğini düşünmüyorsun. o üretim aşaması hiç masum değil ve birileri medeniyete kurban ediliyor. 

Hiç yorum yok: