
büyük şehirlerde yaşarken trafikte o kadar çok zaman geçiriyoruz ki o geçen zamanları toplasam burdan plüton'a yol olur, eminim. eskiden kafama çok takardım bu vakit kaybı meselesini. ama artık alıştım, hatta artık bu durumu seviyorum bile diyebilirim. en güzel şarkıları ve albümleri bu şehiriçi yolculukları sırasında dinlediğimi düşünürsem, günlük alınması gereken bir vitamin gibi günlük dinlenmesi gereken asgari müziği bu yollarda dinliyorum ben. işte yine günlerden böyle bir gün -dün- trafiğin kitlendiği bir anda bir şey fark ettim. o an dinlediğim şarkıda mızıka vardı. genel olarak üflemeli, özel olarak ise mızıka ve ney benim ruhumu okşayan enstrümanlar, ikisine karşı bir zaafım olduğunu saklayamayacağım. ne diyordum, o an dinlediğim şarkıda mızıka vardı ve düşündüm: "acaba şu anda mp3 çalarımda içinde mızıka olan beş şarkı bulabilir miyim?" dedim. hiçbir şarkıyı özellikle içinde mızıka var diye yüklemedim mp3 çalara. o an kendi kendime bu soruyu sorana kadar da mızıkalı şarkılar koleksiyonu yaptığımı fark etmemiştim işin aslı. meğersem ufak çapta bir şov yapabilirmişim kendime. bilgisayarı bir kenara koyuyorum, sadece mp3 çalarımda 8 tane mızıkalı şarkı buldum o an. ben beş tane bulabilir miyim derken sekiz tane çıkması beni memnun etti. şimdi de kendiliğinden playlistimde bitiveren o sekiz adet şarkıyı sekizden bire doğru sıralıyorum. sıralama kıstası neye göre diye sorarsanız, yakın zamanda dinlediğimde (son bir hafta yaklaşık) beni etkileme katsayılarına göre diye yanıtlarım. muhtemelen üç-beş ay önce yapsaydım bu sıralama farklı olurdu. fakat bugün böyle. yoksa hepsinin yeri ayrı. hepsi güzel şarkı.
8)This old House-Madrugada
norveç'in bağrından kopup gelen, nick cave sesli abimiz sivert hoyem'in grubu madrugada özellikle gecenin geç saatlerinde, bünyeye çöken günün yorgunluğunu hafifletebilmek için iyi bir alternatif. yanında kahve ya da süt iyi gidiyor. bu şarkı ise birazdan aşağıda sıralayacağım şarkılara nazaran içlerinde en pozitif olanı. çünkü şimdiden uyarayım, sıralama yukarılara çıktıkça şarkıların hüzün yoğunluğu artıyor.
ne demiştim, şarkı mutlu evet. sevgilisiyle kimselerin onları bulamayacağı eski bir evdelermiş sivert beyler, güzel yani.
aklıma ne geldi? bu şarkıda bahsedilen eski ev, joel ile clementine'ın karlı bir kış gününde gittikleri sahil evi olmasın? bence çok süper olur. (eternal sunshine of the spottless mind)
7)Piano Man-Billy Joel
şarkının adının piano man olduğuna bakmayın siz; mızıka da hatırı sayılır bir rol üstleniyor burada. hatta benim kulağım mızıkaya gidiyor daha çok. cumartesi akşamı anılarını tazelemek isteyen insanların müzikholumsü bir yere toplanıp, "hadi bize bir melodi çal, içinde hüzünlü anılar olsun." dedikleri bir şarkı. billy abinin sesinin berraklığına hayran olmamak elde değil.
ne güzel abimizsin sen billy joel ya.
artık böyle şarkılar yapılmıyor biliyor musun? 80'ler bence pek güzel sayılmaz ama hatırın için, bu şarkı için şimdi selam yolluyorum o tarihlere.
6)For What It's Worth-Cardigans
cardigans dinleyen biri olmadığım için kendileriyle kurduğum bir manevi bağ yok. lakin bu şarkılarını gerçekten severim. içinde mızıka (sanırım buradaki değişik bir model, ismini bilmiyorum.) olduğu için mi, yoksa klibinde hüzünlü tavşanlar olduğu için mi seviyorum bu şarkıyı bilemiyorum. geçmişten beri tavşanlar öyle bir tasvir edilmiş ki hep hüzünlü şeyleri çağrıştırıyor bana. içimde şefkat duygusu uyandırıyor. ayrıca bir de alice in wonderland sağolsun, hayal alemiyle de ilişkilendiriyorum tavşanları.
neyse, konuyu dağıtmadan toparlayım. bu şarkının sözleri de güzel. neye mal olursa olsun seni seviyorum diyen bir abla var. takdir ettim.
5)Pissing In The Wind-Badly Drawn Boy
peşinen söylüyorum, bu şarkıyla derin bir manevi bağım var. ilkokul beşte falan olmalıyım, böyle yabancı müzik dinliyorum diye mtv'yi açtığım zamanlar. düşünün artık; backstreet boys mu, yoksa n'sync mi tartışmaları yapıyoruz. (o anki müzik algımı tahmin edebilmeniz için bu önbilgileri veriyorum.) işte o sıralarda bataklıkta(?) açan bir çiçek gibiydi badly drawn boy benim için. kendisini fark etmem, tabii ki de o yaştaki bir çocuğun ilgisini çeken klip unsuruyla olmuştu. halen bile düşünürüm, bana sorsalar ki izlediğin en güzel klipler hangileri, kesinlikle bu şarkının klibi o cevabın içinde yer alır. öyle güzeldir benim için. youtube açık olsa linkini koyardım ama eğer vaktiniz olursa dns midir, yoksa tünel midir bilmem, bir izlemenizi öneririm.
ayrıca rüzgarda çiş yapma metaforu da insanı salak salak tebessüm ettiriyor. tebessüm ediyorum etmesine de bu şarkı tam bir kaybeden şarkısı yahu. ecnebiler loser diyor ya, ondan işte.
4)Yağmurla Gelen-Anima
önümüz kış. yağmurlu ve karlı günler bizi bekliyor. kara bulutlar şehre yerleştiler ve bundan hiç şikayetçi değilim. buyursun gelsinler. işte bulutlardan ötürü ben de bu şarkıyı tekrardan yükledim mp3 çalarıma. her an yağmur yağabilir, sıkıcı günlük hayatıma her an bir soundtrack gerekebilir. gerçi sırf bu yüzden değil elbet bu şarkıyı sevmem, hem de ta dördüncü sıraya yerleştirmem. ilkin, başındaki su sesiyle birlikte içime bir ferahlık yayılıyor. herkese günahları kadar yağmur yağması fikri hoşuma gidiyor. gerçi sormuyor değilim, ıslanmayı seven insanlar ne olacak peki? neyse, onu şimdilik geçiyorum. gökgürültüsüyle birlikte şarkı yön değiştiriyor ve kararıyor. hiç beklemediğiniz bir yöne kayıyor. ters köşeye yatırması güzel. sonra tekrardan yumuşuyor ve hayatımda dinlediğim şarkılar içinde "en güzel bitişe sahip olanlar" listemde üst sıralarda kendine yer buluyor. biterken ne güzel şeyler söylüyor öyle.
3)La Dispute-Yann Tiersen
evet, geldik ilk üçe.
üçüncü sırada amelie soundtrackinden la dispute yer alıyor. zaten bu filmin müzikleri kimi etkilemedi der, girizgahı kısaca geçerim.
bu şarkı bana yalnızlığı çağrıştırıyor. kimse bu kadar yalnız olmamalı diyorum. kendini harap edeceğin, acı çekeceğin bir yalnızlık değil lakin bu. bir yere oturup çayını içerken çevredeki insanları seyredalıp, birden onyüzbinmilyon ışık yılı öteye gidebildiğin bir yalnızlık. kalabalık bir evrende, ruhani yalnızlığın gözlerini azıcık doldurması belki de. hiçbir insan böyle yalnız kalmasın lütfen.
2)Le Moulin-Yann Tiersen
kimse aynı listede, hem de üst üste, aynı isimden iki şarkı olamayacağını söylememişti değil mi?
ben yaptım oldu. zaten liste de benim kıytırık listem değil mi? olur tabii, yeter ki yann tiersen bey sevinsin.
bu şarkının bende tek kelimelik bir karşılığı var: aşk.
tek kelimeyle tanım yapmak istemem ama gerçekten bana hissettirdiği bu. bahsettiğimiz mutlu mesut bir aşk değil. zaten bunu şarkıyı dinlerken de hissediyor insan. kafamdaki tasviri size aktarırsam, demek istediğim daha iyi anlaşılır sanırım.
amelie'de beni çok etkileyen bir sahne vardı. filmi düşündüğümde de aklıma ilk gelen şey her zaman bu sahne oluyor. amelie, sevdiği adama mutfakta kek çırparken birden bir esinti oluyor. mutfak kapısına asılı boncuklu şey rüzgardan şıngırdıyor ve amelie heyecanla arkasına dönüyor. gün içinde o kadar çok düşünüyor ki adamı, birden adam yanında sanıyor. ama dönüp baktığında boncuklara sürtünen kediyi görüyor sadece.
daha büyük bir hayalkırıklığı olabilir mi diyorum.
1)Flowers in December-Mazzy Star
işte geldik listenin zirvesine ve benim bu listeyi yapmama neden olan şarkıya. bu şarkıyı dinlerken fark ettim ben kendi mızıkalı şarkılarımı. bu yüzden eğer listenin bir numarasına koymasaydım ona ayıp etmiş olurdum. hoş, buna gerek yok çünkü zaten şarkı kendiliğinden beni ele geçiriyor. bunu kulağıma taktığımda dış dünyadan soyutlanıyorum adeta. böyle tuhaf ama güzel bir ruh haline bürünüyorum.
ilkin ismini seviyorum bu şarkının çünkü aralık ayı benim en sevdiğim aydır. (hayır, aralık ayında doğmadım) hatta iki gün sonra aralık'a giriyoruz ve ben başka hiçbir ayda duymadığım o küçük heyecanı duyuyorum yavaştan. seni seviyorum aralık.
ikinci olarak ise çok zarif bir şarkı olduğunu düşünüyorum, hope sandoval'ın sesinin etkisinden olsa gerek. ilişkiler hakkında söylecek lafları var şarkının. ama büyük laflar değil, bildiğimiz şeyler. benim özellikle dikkat çekmek istediğim kısmı ise şarkının başında fısıltı halinde "i wanna get my home monica" diyor hope sandoval. buraya takılıyorum. takılıyorum çünkü bildiğim herkes evine gitmek istiyor, evindeyken bile. çünkü ev sadece bir çatı değil, bunu anlıyorum. ev aslında beraber olmak istediğin insanın/insanların yanı. gerçek ev bu. sevgiden öte bir şey değil.
evet, listemi burda sonlandırırken kendime küçük bir eğlence olsun diye yaptığım bu aktiviteyi "ilk yazılı listem" olarak kayıtlara geçiyorum. ayrıca bana bunları düşünme imkanı veren emektar otobüse de teşekkür ediyorum. ey başkent trafiği, sen nelere kadirsin.
evet, listemi burda sonlandırırken kendime küçük bir eğlence olsun diye yaptığım bu aktiviteyi "ilk yazılı listem" olarak kayıtlara geçiyorum. ayrıca bana bunları düşünme imkanı veren emektar otobüse de teşekkür ediyorum. ey başkent trafiği, sen nelere kadirsin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder