5 Kasım 2008 Çarşamba

anlamayacak insanlara şarkılarınızı açmamanız önerilir


lisede güzel şarkılar dinlediğimde koşarak dicleye giderdim. ya da mp3 çalarıma yükler, ertesi gün ona dinletirdim beğeneceğini umarak. acayip heyecanlı olurdum o zaman. gören de şarkıyı ben yazdım, ben çaldım sanacak. ama artık nasıl bir hisse, sanki beğenmezse beni beğenmeyecek gibi gelirdi. çoğunlukla da beğenirdi. ben de son derece memnun kendi sınıfıma dönerdim. ya da o bana gelmişse, halimden hoşnut onu uğurlardım.

zihnimde bir iki anı var ki dün gibi hatırlıyorum. hatırladıkça da biraz tebessüm ediyorum, biraz da içim burkuluyor. şekerle karışık bir hüzün işte.

zaman: lise 1
mekan: okul bahçesi
gün: pazartesi (istiklal marşı okunmadan önceydi, o yüzden bu denli net olarak günü bile hatırlıyorum)

bizim servis erken gelirdi. diclelerin servisi de öyle. bu noktada ikimiz de şanslıydık, evet, kabul ediyorum. mevsimi hatırlamıyorum, sonbahardan kışa mı geçiyorduk, yoksa kıştan ilkbahara mı. ama havanın çok soğuk olduğunu anımsıyorum. okul bahçesindeydik, galiba kapıları açmamışlardı. ben discmanimi çıkardım. o haftasonu tamamiyle sigur ros'un agestis byrjun albümünü dinleyerek geçirmişim. bir şarkıya takılıp kalmışım, ný batteri. hemen dicleye dinletmeliyim. şarkı da uzun sekiz dakika civarında.

hemen taktım kulağına kulaklığı.
hava o kadar aydınlık değil. bulutlu.
o dinledi ben de merakla bekledim. sekiz küsur dakika bekledim.

sevdi sonra. ben de acayip mutlu oldum.

zihnimin delhizlerinden çıkıyorum ve kameramı bugüne çeviriyorum.
şimdi düşünüyorum, sevdiğim bir şarkıyı paylaşacak bir arkadaşım yok. çünkü herkesin kendi işi var. dicle'yle uzun muhabbet edecek zamanımız bile yok. sürekli bir yere koşturma hali.

geçen gün bir umutla birine midlake'ten roscoe dinlettim.
"bu ne be?!" dedi.
"hiç" dedim.


gerçekten geriye hiç'ten başka bir şey de kalmamış zaten.

bir süredir konsantrasyon sorunu yaşıyorum. bir şeye uzun süre odaklanamıyorum. yapabilmek için kendimi zorlamak içimden gelmiyor. gayet sıkılganım yani.

Hiç yorum yok: