10 Ağustos 2015 Pazartesi

kim gordon anlatıyor: grupta kız olmak


müzik tarihinin en cool gruplarından biri olan sonic youth'un kurucularından kim gordon'un kendi kişisel hikayesini anlattığı anı kitabı girl in a band 2015 şubat'ında yayınlandı. kim gordon yıllar boyunca popüler müzik tarihinin en cool kadın müzisyenlerinden biri olarak tanınmış, rock dünyasının güçlü kadın figürü olarak görülmenin ötesinde yıllar içerisinde moda ikonu olarak da anılmaya başlanmış.

girl in a band içtenlikle yazılmış bir anı kitabı. öyleki kafamdaki kim gordon imajının yerle bir olduğunu söyleyebilirim. şimdiye kadar kendisinin her daim özgüveni yüksek, kimseyi takmayan, kendinden emin cool bir kadın olduğunu düşünmüştüm; ancak bütün bu görüntünün altında son derece kadınsal kaygılara sahip biri olduğunu gördüm. hem müzik kariyerinde hem de özel yaşamında duyduğu eksiklikleri, soru işaretlerini, bocalamalarını, hayalkırıklarını içtenlikle anlatırken, kim gordon bile olsanız erkeklerin arasında eleştirilmemek için herkesten fazla gitar provası  yapmanız gerektiğini,  fotoğraf çekimlerinde sizden daha seksi görünmenizi isteyen insanların olduğunu, ne yaparsanız yapın güncel müzik sahnesinde eşinizin gölgesinde kalmaya mahkum olduğunuzu görüyorsunuz. bunları kim gordon'ın satırlarında okumak bana "demek ki bunlar kim'in bile başına geliyormuş!" dedirtti. kariyerinin başlangıcında böyle şeylerin olması erkek hakimiyetindeki müzik endüstrisinde beklenen şeylerken (hangi iş kolu değil ki?), elli yaşını geçmiş ve müzikte otuz seneyi devirmiş bir kadının hala sektörde "kadın olmak" ile boğuştuğunu, bir şekilde mücadeleye devam ettiğini görmek beni şaşırttı. kendisi, onca yıldan sonra artık kadın basçı olarak işinin daha kolay olduğunu dile getiriyor ama bu yolda geçirdiği deneyimlerle özgüveninin hırpalandığını, kendini sorguladığını ve hep thurston moore'ın eşi olarak görüldüğünü anlatıyor.


girl in a band, sonic youth'un çözüldüğü ve artık yolun sonuna gelindiği zamanla açılıyor; kariyerlerinin son konseri olan sao paulo konseriyle. bir nevi thurston moore'a olan kırgınlık ve ilişkiye dair bıkkınla başlıyor, aynı şekilde ayrılık ve thurston moore ile noktalanıyor. açılışın böyle olduğunu görünce kitabın ağırlıklı olarak thurston moore ile ilişkisine dair olacağını izlenimine kapılmıştım ve içimdeki magazin canavarının bundan şikayeti yoktu. ne de olsa onlar rock müzik dünyasında bir çift olarak otuz senedir ortak müzik üretmenin çekiciliğini insanlara hissettiren cool ikiliydi. kitabın ilk cümlesi şöyle;" when came out onstage for our last show, the night was all about the boys. outwardly, everyone looked more or less the same as they had for the last thirty years. inside was a different story." popüler müzikte kadın bas gitarist deyince akla gelen ilk isimlerden olan, yıllarca bunun ne kadar çekici, seksi ve havalı bir durum olduğu üzerine övgülere mazhar olan bir kadının onca yıldan sonra hala erkekler arasında kendini dışlanmış hissettiğini söylemesi beni düşündürüyor. biz de mi böyle olacağız diyorum. çalışma hayatındaki erkek egemenliğinin altında ezilmemeye çalışırken bir nokta gelecek ve her şeyi kabullenecek miyiz diye sormaktan kendimi alamıyorum. ardından orta yaş krizine kapılan her çiftten hiçbir farklarının olmadığını anlatan kısım geliyor; ilişkilerini "middle-aged relationship failure" olarak tanımlıyor. 


kitabın ilk kısmı kim gordon'ın ailesi ve çocukluğuyla başlıyor. akademik bir babanın kızı olarak los angeles'daki evlerinde hep kitaplarla ve entelektüel konularla iç içe bir çocukluk geçirdiğini, psikolojik sorunları olan erkek kardeşiyle olan ilişkisini, annesinin evi nasıl çekip çevirdiğini ve hayatındaki güçlü kadın imajını onda gözlemlediğini okuyoruz. babası vesilesiyle coltrane, charlie parker, stan getz gibi jazz efsanelerini dinleyerek büyüdüğünü ama bunun haricinde müziğe özel bir ilgisinin olmadığını anlatıyor. kim gordon için sanatçı olmak, bir şeyler üretmek, resim yapmak,  bir şekilde kendini ifade etmek müzik yapmaktan daha önemli bir şey olmuş.  görsel sanatlar okumak için santa monica'ya  yazıldığında masraflarını ödemek için garsonluk ve başka işler yaptığını anlatıyor. bu sırada hayatındaki cool erkeklerden, arkadaş çevresinden ve onlar vasıtasıyla içine girdiği underground sanat camiasından söz ediyor.  bütün bunları anlatırken dikkatimi çeken, müzikten  ve gitardan hiç bahsetmemesi.  bu noktada "yedi-yaşından-beri-enstrüman-çalan-müzisyen" hikayesinden farklı bir hikaye dinliyoruz. kendisinin bir gitarist olarak hiçbir zaman iddiasının olmadığını, sesinin genel beğeniye göre güzel sayılamayacağını ve kısıtlı bir vokal aralığı olduğunu  anlatıyor. gitarı ve vokali bir şekilde kendini ifade etme aracı olarak gördüğünü, bu yüzden de  en iyi gitarist olmak gibi bir derdinin olmadığını söylüyor.  daha sonra new york yılları ve sonic youth'tan önceki kız grubundan bahsediyor.  ardından thurston moore ile tanışma hikayesi geliyor. kim gordon bu noktada bir sürü kadınsal kaygısından bahsediyor. kendinden beş yaş  küçük bir erkekle birlikte olabilir mi diye düşünürken, bir yandan da thurston moore'u kendisinden daha üst noktaya koyma eğilimini görüyoruz.  bugün geriye dönüp ilişkilerine baktığında aslında eşini gerçekten tanıyıp tanımadığından emin değil. "insanlar, birlikte yaratıcı işler yapan çiftlerin ilişkilerinin daha dinamik olduğunu düşünür ama aslında öyle değildir. her evlilikte heyecanını yitirme ve ilk günkü gibi olmama sorunları vardır. biz de diğer çiftlerden farklı değiliz. neden olalım ki?" diyor. sayfalar ilerledikçe mantıklı ve içten bir şekilde hayatını ve ilişkisini anlatan kadın kızgın ve kırgın birine dönüşüyor. aldatılma hikayesi, thurstoon moore'un hayatına giren diğer kadın, çiftin arasındaki gerilimler ve bunun sonic youth'un sonunu hazırlaması derken kitap son çeyrekte biraz iç dökme seansına dönüyor. bu kısımlarda kafamdaki kim gordon imajından uzak bir kadın buluyorum. daha çok, "kim gordon da bizim gibiymiş" hissine kapılıyorum.  bir yandan okumasam daha mı iyi olurdu, sonic youth'un müziğini dinlerken kendi yargılarımı oluşturmaya devam edebilirdim diye düşünürken, bir yandan da  başkasının ilişkisine dair ayrıntıları okumaktan rahatsızlık duyduğum kısımlar oluyor. hem merak/magazin hem de birini gözetliyormuşum hissi bir noktadan sonra karışıyor.


kolay ve akıcı bir dille yazılmış, popüler müzik sahnesinden bir kadının müzik kariyerine ve özel hayatına dair deneyimlerini anlatan kitap; grubun dinleyicileri tarafından internet ortamında çoğunlukla olumsuz görüşler almış. ben sevdim. hayat hikayesi okumak başlı başına zevkli bir işken, müziğini sevdiğim bir insanın kadın olmak özelinde anlattığı şeyleri dinlemekten pişman değilim. erkeklerin hakim olduğu bir işe bulaştığında duyduğun yalnızlık ve kenarda kalmışlık hissine dair yazdığı satırlarda kendime dair şeyler buldum.

"guys playing music. i loved music. i wanted to push up close to whatever it was men felt when they were together onstage-to try to ink in that invisible thing. it wasn't sexual, but it wasn't unsexual either. distance mattered in male friendships. one on one, men often had little to say to one another. they found some closeness by focusing on a third thing that wasn't them: music, video games, golf, women. male friendships were triangular in shape, and that allowed two men some version of intimacy. in retrospect, that's why i joined a band, so i could be inside that male dynamic, not staring through a closed window but looking out."

Hiç yorum yok: