müzik tarihinin en cool gruplarından biri olan sonic youth'un kurucularından kim gordon'un kendi kişisel hikayesini anlattığı anı kitabı girl in a band 2015 şubat'ında yayınlandı. kim gordon yıllar boyunca popüler müzik tarihinin en cool kadın müzisyenlerinden biri olarak tanınmış, rock dünyasının güçlü kadın figürü olarak görülmenin ötesinde yıllar içerisinde moda ikonu olarak da anılmaya başlanmış.
girl in a band içtenlikle yazılmış bir anı kitabı. öyleki kafamdaki kim gordon imajının yerle bir olduğunu söyleyebilirim. şimdiye
kadar kendisinin her daim özgüveni yüksek, kimseyi takmayan,
kendinden emin cool bir kadın olduğunu düşünmüştüm; ancak bütün bu görüntünün
altında son derece kadınsal kaygılara sahip biri olduğunu gördüm. hem
müzik kariyerinde hem de özel yaşamında duyduğu eksiklikleri, soru
işaretlerini, bocalamalarını, hayalkırıklarını içtenlikle anlatırken, kim
gordon bile olsanız erkeklerin arasında eleştirilmemek için herkesten fazla
gitar provası yapmanız gerektiğini, fotoğraf çekimlerinde sizden daha seksi görünmenizi
isteyen insanların olduğunu, ne yaparsanız yapın güncel müzik sahnesinde eşinizin gölgesinde
kalmaya mahkum olduğunuzu görüyorsunuz. bunları kim gordon'ın satırlarında okumak bana "demek ki bunlar kim'in bile başına geliyormuş!" dedirtti. kariyerinin
başlangıcında böyle şeylerin olması erkek hakimiyetindeki müzik endüstrisinde beklenen
şeylerken (hangi iş kolu değil ki?), elli yaşını geçmiş ve müzikte otuz seneyi
devirmiş bir kadının hala sektörde "kadın olmak" ile boğuştuğunu, bir
şekilde mücadeleye devam ettiğini görmek beni şaşırttı.
kendisi, onca yıldan sonra artık kadın basçı olarak işinin
daha kolay olduğunu dile getiriyor ama bu yolda geçirdiği deneyimlerle özgüveninin
hırpalandığını, kendini sorguladığını ve hep thurston moore'ın eşi olarak
görüldüğünü anlatıyor.
girl in a band, sonic youth'un çözüldüğü ve artık yolun sonuna
gelindiği zamanla açılıyor; kariyerlerinin son konseri olan sao paulo
konseriyle. bir nevi thurston moore'a olan kırgınlık ve ilişkiye dair bıkkınla
başlıyor, aynı şekilde ayrılık ve thurston moore ile noktalanıyor. açılışın
böyle olduğunu görünce kitabın ağırlıklı olarak thurston moore ile ilişkisine
dair olacağını izlenimine kapılmıştım ve içimdeki magazin canavarının bundan
şikayeti yoktu. ne de olsa onlar rock müzik dünyasında bir çift olarak otuz senedir ortak müzik üretmenin
çekiciliğini insanlara hissettiren cool ikiliydi. kitabın ilk cümlesi şöyle;" when came out
onstage for our last show, the night was all about the boys. outwardly, everyone
looked more or less the same as they had for the last thirty years. inside was a
different story." popüler müzikte kadın bas gitarist deyince akla gelen ilk
isimlerden olan, yıllarca bunun ne kadar çekici, seksi ve havalı bir durum
olduğu üzerine övgülere mazhar olan bir kadının onca yıldan sonra hala erkekler
arasında kendini dışlanmış hissettiğini söylemesi beni düşündürüyor. biz de mi
böyle olacağız diyorum. çalışma
hayatındaki erkek egemenliğinin altında ezilmemeye çalışırken bir nokta gelecek
ve her şeyi kabullenecek miyiz diye sormaktan kendimi alamıyorum. ardından orta yaş krizine kapılan her çiftten hiçbir
farklarının olmadığını anlatan kısım geliyor; ilişkilerini "middle-aged
relationship failure" olarak tanımlıyor.
kitabın ilk kısmı kim gordon'ın ailesi ve çocukluğuyla başlıyor. akademik bir
babanın kızı olarak los angeles'daki evlerinde hep kitaplarla ve entelektüel
konularla iç içe bir çocukluk geçirdiğini, psikolojik sorunları olan erkek kardeşiyle olan ilişkisini, annesinin evi
nasıl çekip çevirdiğini ve hayatındaki güçlü kadın imajını onda gözlemlediğini okuyoruz. babası vesilesiyle coltrane, charlie parker, stan getz gibi jazz
efsanelerini dinleyerek büyüdüğünü ama bunun haricinde müziğe özel bir
ilgisinin olmadığını anlatıyor. kim gordon için sanatçı olmak, bir şeyler
üretmek, resim yapmak, bir şekilde
kendini ifade etmek müzik yapmaktan daha önemli bir şey olmuş.
görsel sanatlar okumak için santa monica'ya yazıldığında masraflarını ödemek için
garsonluk ve başka işler yaptığını anlatıyor. bu sırada hayatındaki cool
erkeklerden, arkadaş çevresinden ve onlar vasıtasıyla içine girdiği underground
sanat camiasından söz ediyor. bütün
bunları anlatırken dikkatimi çeken, müzikten
ve gitardan hiç bahsetmemesi. bu
noktada "yedi-yaşından-beri-enstrüman-çalan-müzisyen" hikayesinden farklı bir
hikaye dinliyoruz. kendisinin bir gitarist olarak hiçbir zaman iddiasının
olmadığını, sesinin genel beğeniye göre güzel sayılamayacağını ve kısıtlı bir
vokal aralığı olduğunu anlatıyor.
gitarı ve vokali bir şekilde kendini ifade etme aracı olarak gördüğünü, bu
yüzden de en iyi gitarist olmak gibi bir
derdinin olmadığını söylüyor. daha
sonra new york yılları ve sonic youth'tan önceki kız grubundan bahsediyor. ardından thurston moore ile tanışma hikayesi
geliyor. kim gordon bu noktada bir sürü kadınsal kaygısından bahsediyor.
kendinden beş yaş küçük bir erkekle
birlikte olabilir mi diye düşünürken, bir yandan da thurston moore'u
kendisinden daha üst noktaya koyma eğilimini görüyoruz. bugün geriye dönüp ilişkilerine baktığında
aslında eşini gerçekten tanıyıp tanımadığından emin değil. "insanlar, birlikte yaratıcı işler yapan çiftlerin
ilişkilerinin daha dinamik olduğunu düşünür ama aslında öyle değildir. her
evlilikte heyecanını yitirme ve ilk günkü gibi olmama sorunları vardır. biz de
diğer çiftlerden farklı değiliz. neden olalım ki?" diyor. sayfalar
ilerledikçe mantıklı ve içten bir şekilde hayatını ve ilişkisini anlatan kadın
kızgın ve kırgın birine dönüşüyor. aldatılma hikayesi, thurstoon moore'un
hayatına giren diğer kadın, çiftin arasındaki gerilimler ve bunun sonic
youth'un sonunu hazırlaması derken kitap son çeyrekte biraz iç dökme seansına
dönüyor. bu kısımlarda kafamdaki kim gordon imajından uzak bir kadın buluyorum.
daha çok, "kim gordon da bizim gibiymiş" hissine kapılıyorum. bir yandan okumasam daha mı iyi olurdu, sonic
youth'un müziğini dinlerken kendi yargılarımı oluşturmaya devam edebilirdim
diye düşünürken, bir yandan da başkasının ilişkisine dair ayrıntıları
okumaktan rahatsızlık duyduğum kısımlar oluyor. hem merak/magazin hem de
birini gözetliyormuşum hissi bir noktadan sonra karışıyor.
kolay ve akıcı bir dille yazılmış, popüler
müzik sahnesinden bir kadının müzik kariyerine ve özel hayatına dair
deneyimlerini anlatan kitap; grubun dinleyicileri tarafından internet
ortamında çoğunlukla olumsuz görüşler almış. ben sevdim. hayat hikayesi
okumak başlı başına zevkli bir işken, müziğini sevdiğim bir insanın kadın
olmak özelinde anlattığı şeyleri dinlemekten pişman değilim. erkeklerin hakim olduğu bir işe bulaştığında
duyduğun yalnızlık ve kenarda kalmışlık hissine dair yazdığı satırlarda kendime dair
şeyler buldum.
"guys playing music. i loved music. i wanted to push up close
to whatever it was men felt when they were together onstage-to try to ink in
that invisible thing. it wasn't sexual, but it wasn't unsexual either. distance
mattered in male friendships. one on one, men often had little to say to one
another. they found some closeness by focusing on a third thing that wasn't
them: music, video games, golf, women. male friendships were triangular in
shape, and that allowed two men some version of intimacy. in retrospect, that's
why i joined a band, so i could be inside that male dynamic, not staring through
a closed window but looking out."




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder