6 Mart 2013 Çarşamba

thomas bernhard ve glenn gould


bazı şeyleri yarım yapmak ya da kötü yapmak, hiç yapmamaktan daha iyidir diye düşünüyorum. bu düşünceyi, thomas bernhard'un bitik adam kitabını okuyup bitirdiğimde bir kez daha gözden geçirdim ve yine aynı sonuca vardım. piyanist glenn gould ve iki arkadaşı etrafında geçen bu roman, bana hayatta mükemmeliyetçilik denen şeyin zaman kaybından başka bir şey olmadığını düşündürdü.

roman, glenn gould'un yıllar süren goldberg variations çalışmalarını ve bu sırada kendisinin gölgesinde kalan diğer iki arkadaşını anlatıyor. müzik hayatlarının bittiği gün olarak, bir kapı aralığından glenn gould'un goldberg variations'ı çalışını duydukları günü sayan iki arkadaştan anlatıcı olan, bir yerde şunu diyor: "wertheimer'ın [arkadaşlardan biri] aksine, ki o seve seve glenn gould olmak isterdi, ben asla glenn gould olmak istemedim, ben hep kendim olmak istedim, werthiemer'se hep ve ömür boyu hiç dinmeyen bir hayal kırıklığına sürüklenerek, bir başkası, hayatta daha şanslı olduklarına inandığı kişilerden biri olmak istiyordu, diye düşündüm." bunun üzerine ben de kendimi düşündüm. başka türlü olmasını tercih edeceğim durumlar elbet geldi geçti ancak yine de başka türlü bir yaşamı düşünemiyorum. kendim olmaktan başka bir hal gözümde canlanmıyor; çünkü benim bildiğim, aklımın erdiği kısım, şu anda içinde olduğum kişi. daha ötesini düşünmek vakit kaybından başka bir şey değil. üstelik sağlıklı da değil.

başta glenn gould'un hikayesi sanarak başladığım kitabın, aslında diğer iki arkadaşın kitabı olduğunu gördüm. bir tanesi glenn gould'dan daha iyi olamayacağını bildiği için çalmayı bırakıyor, diğeri ise piyano çalmanın artık ona anlamsız gelmeye başlamasından dolayı piyano ile ilişkisini kesiyor. insan bir şeyi bırakacaksa, en iyisi olamadığı için bırakmamalı. buna mükemmeliyetçilik diyorlar ama bence mükemmeliyetçilik ile üşengeçlik arasında yakın bir ilişki var. daha doğrusu şöyle diyeyim, mükemmel olmayacağını bildiğinden bir işten vazgeçmek üşengeçliğe yakınsayan bir şey. hatta bir adım daha ileri götürürsem, mükemmeliyetçilik-üşengeçlik ve garanticiliğin de yakın bir ilişkisi var. mükemmel olma garantisini almadığı için vazgeçen insana garantici demek yanlış olmasa gerek. bu anlamdaki garanticilik de hoş bir şey değil.

tekrar thomas bernhard'a dönücek olursam, yine tek bir paragraftan oluşan bu kitabını bu kadar rahat okuyabileceğimi düşünmemiştim. okuduğum üç kitabı arasında en kolay okunan kitabı buydu. kitap ilerledikçe kendisine duyduğum sevgi arttı. mühim olanın glenn gould değil, thomas bernhard'ın kafasında kurduğu başka bir hikaye olduğunu anladım. hatta thomas bernhard'ın gerçek hayatta glenn gould'la hiç tanışmamış olduğunu okuyunca da biraz şaşırdım. bence bu kitabı ne glenn gould'a saygı duruşu ne de bir müzisyenin meslek yaşamını anlatan bir kitap olarak tanımlayabiliriz. bu kitap olsa olsa thomas bernhard'ın kendini anlattığı kitaplardan biri daha.
............................
goldberg variations'dan bahsettikten sonra, aşağıdaki videoyu paylaşmak istedim. benim varyasyonlar arasında en sevdiğim 25.si oldu. hatta bana biraz da before sunrise'daki klavsenle çalınan parçayı anımsattı. gerçekten o parça mı, değil mi bilmiyorum. araştırmak lazım.