ruh hali grafiğimdeki maksimum değer olan +3'e bir aylık data sonucu ulaşabilmiş değilim. zaten öyle bir amacım da yok. amacım, minimum değer olan -3'e gelmemek. tanrılar sağolsun bana bunu sadece bir kere gösterdiler. zaten hayatımı devam ettirmeye çalışırken günler nasıl geçiyor anlamıyorum. göğsümdeki ağrı da olmasa fena değilim işte, her şeye alıştım. neyse ki alışmak diye bir şey var. insan her şeye alışıyor. +3'e çıkmadım ama +2'yi gördüğüm iki günde de konsere gitmiş olduğumu gördüm. burdan çıkardığım sonuç, müzik bana iyi geliyor. zaten müzik herkese iyi gelmez mi? gelmediği vakitlerde işimiz zor, durum vahim. ben şu sıralar güzel şeyler dinleyerek kafamı dağıtabiliyorum. bunu yapamadığım, içimden hiçbir şey dinlemenin gelmediği dönemler de oluyor.
bir süredir iki gruptan kendimi alamıyorum. gittiğim yoldan, bindiğim otobüsten, okuduğum kitaptan çabuk sıkılmama rağmen tame impala ve alt j'den bir aya yakın zamandır sıkılmadım. arada başka şeyler de dinledim ama bir albümü bir hafta, hatta üç-dört gün bile evirip çevirince sıkılıyorum. kalıcı etki bırakan albümler o kadar az ki. ruh halim böyle sıkılganken de tame impala ve alt j benim için istisnaîydi.
tame impala ile kurduğum ilişki değişik oldu. lonerism albümlerini ilk dinlediğimde pek de sarmadı. müzik zevkine güvendiğim birinin tavsiyesi olduğu için bir şans daha verdim. sonraki dinleyişlerimde arada birkaç şarkı beni yakaladı. sonra o şarkıları bir daha dinlemek için albümü çevirirken bir baktım meğersem diğer şarkılar da güzelmiş. artık psychedelic şeyleri geride bıraktığımı düşünürken tame impala'yı seviverdim. hani tıpkı şöyle, bazı müzikleri geçmişte dinlemişsindir, güzeldir; ama artık bugün onları dinleme isteği duymazsın. pink floyd evresinden her genç gibi geçtim ama bitti. şimdiyse tame impala bana genel havasıyla pink floyd'un ilk dönemini ya da beatles'ın revolver dönemlerini anımsatıyor. mesela beatles'ın tomorrow never knows'u. tame impala'nın şarkıları bana bu havayı veriyor. gürültüye yakın müziğin kakofoniyle bıçaksırtı bir ilişkisi var. animal collective yapınca kulağıma bir yığın anlamsız ses olarak gelirken, tame impala yapınca çok hoşuma gitmesinin nedenini bilmiyorum. sözlere hiç takılmadan, ne dediklerine bakmadan sadece müziği dinliyorum. ne dedikleri umrumda değil, müzikleri benim kafamı güzel yapıyor. kafamdaki tame impala algısını karşılayan bu resimdeki gibi bir umarsızlık haline girmem şu anda mümkün değil ama özeniyorum. "tenceredeki yemeği yaktım ama çok da umrumda" pozu. belki biraz böyle olsam göğsümün ağrısı geçer.
kafalar güzel
benim hareketli müzik algımın çarpıklığından ötürü, alt j melodik müzik
açlığımı giderdi. dinlerken kafamda tempo tutuyorum. tame impala'yı dinlerken ne kadar
dedikleriyle ilgilenmiyorsam, bu arkadaşları dinlerken de o kadar ne diyorlarmış diye bakıyorum. ilk albümleri an awesome wave çok eli yüzü düzgün bir albüm. bence birbirine
benzeyen onlarca tema ve konseptin ardından, bu arkadaşların söyleyecek yeni şeyleri var. ingiltere geçen yıl the xx'i patlatmıştı, bu yıl da alt j. internette bu arkadaşlar için komik etiketler kullanmışlar, hayatımda ilk defa duyuyorum: trip folk nedir? (halbuki duygusal anlamda o kadar da indie'nin ekmeğini yiyen insanlarız). alt j'in müziğini anlatmaya çalışarak komik duruma düşmek istemiyorum; çünkü bu anlatma işini çok güzel yapan insanlar var.
tame impala ve alt j bana ilham verdi, bir şeyler düşündüm. sonra bu düşündüklerim kesin başkarının da aklına gelmiştir dedim, vazgeçtim. gittiğim güzergâhlardan, bindiğim otobüslerden sıkıldım. üzerimdeki sorumluluktan, kafamda dolaşan milyonlarca şeyden yoruldum. ancak gece başımı yastığa koyduğumda içime saldıkları tatlı heyecan kimi zaman benim için kısa günün kârı. iki tane tame impala iki tane alt j şarkısından oluşan kısa playlist, nokta atışı yaparak gönlünü kazanmak istediğim arkadaşlarıma.
