kendi gerçekliğimden kaçmak ve kafamı dinlemek istediğimde nerede nefes alayım bilemiyorum. kendi hayatımdan kaçıp başka hayatların içine girmek bana iyi geliyor ancak yönümü nereye dönsem içimi karartan daha beter bir şeyle karşılaşıyorum. bazen kulaklarımı ve gözlerimi kapatmak isteyecek denli ülkeyle ilgili sert şeyler duyuyor ve görüyorum. daha önce kendimi olan bitenlere karşı tepkisiz hissettiğimi anlatmıştım. bundan dolayı olacak olaylara karşı ne öfke-nefret ne de sevinç-destek gibi kuvvetli şeyler hissediyorum. her şeyi bir filmde izlermiş gibiyim: bak yine bir şeyler oldu. ülkede olan bitenlerle ilgili kafa yorduğumda üstüme hep bir ağırlık çöktüğünden kendimi her şeyden soyutluyorum. düşünüyorum da herkesin öyle temel, yaşamsal dertleri var ki zaten büyük çoğunluk ne olduğuyla ilgilenmiyor. işte o zaman da ortalık sadece belli insanlara kalıyor. siyasetin bizzat içinde olanların haricinde, bu işlerin teorisine/ne olması ne olmaması gerektiğine kafa yoran insanlar görece kafası rahat adamlar. üzgünüm dostum ama gerçek bu. evine giderken ikinci kere otobüs parası vermemek için metro kartını bir saat içinde kullanmaya çalışan adamın ülkedeki durum cidden umrunda değil. sonuna kadar da haklı bu konuda. eğer birileri yönetimi çapraz kontrol edecekse bu kişi bahsettiğim adam olamaz. kafası rahat adam olur, olmalı da.
değişim programlarıyla ülkemize gelen refah seviyesi yüksek avrupa ülkeleri vatandaşlarına baktığımda hiç anlamadığım bir şey var: sıkıcı ülkelerinden [kendi tabirleriyle] sıkılıp da buralara gelme isteği. bir insan kuraldan, işlerin tıkır tıkır işleyişinden nasıl sıkılır diye düşünmekten kendimi alamıyorum. empati yapmaya çalışıyorum ama yine de cayır cayır olayları, dengesizliği, gerilimi ve stresi merak edip haritanın sağına gelen avrupalıyı anlayamıyorum. zaten hiçbir zaman onlarınki gibi bir ortamda yaşamadığım için anlayamamam normal. burada günlük hayatın içinde bile insanlar o denli sinirli ki sırf sokağa çıkmak bile insanı gerebiliyor. halbuki geçen yaz kısa süreli de olsa yaptığım kuzey avrupa seyahatinden aklımda kalan bir görüntü var ve benim için sakin bir ülke nasıl olur, bunu tanımlıyor: sıradayım, kahve alıyorum. önümdeki adam bir avuç dolusu bozuk parayı tek tek sayarak kocaman bir para veriyor (on kuruşlardan beş lira yapmak gibi). bu sırada uzun bir kuyruk var. kasiyer de dahil olmak üzere herkes bakıyor ama kimsenin ağzından tek bir off bile çıkmıyor. ben içimden off diyorum, bu nasıl bir şey diyorum. bu yaşıma kadar hayatımda böyle bir şey görmemişim. kendi ülkemde markete girdiğimde bile her şey hızlı olmalı, paranı önceden hazırlamalısın aksi takdirde insanlar söylenmeye başlar. herkes gergin, ekmek alırken bile sinirli. ben bunu görmüşüm. şimdi dakikalarca bir adamın para saymasını bekliyorum ve durup düşünüyorum: burada zaman ne yavaş ve sakin akıyor. günlük hayatın böyle geçtiği ve acelenin olmadığı bir ülkedeki yaşama imreniyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder